Mustafa Erdoğan geçen hafta Neşe Düzel’e herkesin beğenisini kazanan bir söyleşi verdi. Benim de katılacağım tesbitlerinden biri AKP’nin Kürt meselesindeki bakış açısının yanlışlığı üzerineydi: “Başlangıçta din kardeşliğiyle bu işin çözüleceğini düşündüler. Sonra Kürtleri AKP’lileştirerek durumu rahatlatmayı tasarladılar.” Buna son seçimler öncesindeki yerele ‘hizmet’ götürme stratejisini de ekleyebilirsiniz ama gözlem esas olarak doğru. Nedeni ise AKP’nin “işin rantını, başta Kürt siyasi hareketi olmak üzere başka siyasi partilerle paylaşmadan” almak istemesi. Doğrusu durumun ‘diğer’ siyasi partiler açısından da benzer olduğunu söylemeden geçmemek koşuluyla, Erdoğan’ın bu gözlemine de katılmamak mümkün değil. Kısacası AKP Kürt meselesinin etnik temeli ile yüzleşmekten hoşlanmayan ve muhtemel bir çözümün rantını tümüyle kendisine almak isteyen ‘tipik’ bir Türkiye partisi.
Buna paralel olarak, yine kimsenin fazla itiraz edemeyeceği bir diğer tesbit, iktidar partisinin “meselelerin büyüklüğü karşısında bocalıyor ve Silahlı Kuvvetler’le ilgili konularda sürekli geri adım atıyor” olması. “Sorunun çözümünü, ‘şimdi gücümüz yetmez’ diyerek hep erteliyor ve zamana yayıyorlar. Kararlı davranmadıkları için sorun hiç çözülmüyor.” EMASYA Protokolü’nün kaldırılması AKP’nin niyet ve iradesi hakkında daha olumlu bir kanı uyandırsa da, sivil/asker ilişkisi alanında hükümetin kolaylıkla atabileceği adımlar düşünüldüğünde, Erdoğan’ın tesbitini yadırgamak için bir neden yok. Söylenen şey AKP’nin asker karşısında siyasi risk almaktan kaçınan ve durumsal davranan niteliğiyle ‘tipik’ vasfını pekiştirdiğidir.
Öte yandan yine Erdoğan’ın işaret ettiği üzere “AKP bu ülkede demokratikleşme için en çok çaba harcayan siyasi parti.
Yazının devamını okumak için tıklayın.