Kendinden memnun, kendi başarısının farkında olan siyasetçi ve bürokratın toplum önüne çıkma özgüveni de artıyor. Hele bu karşılaşmalarda hoşa giden iltifatların da alınacağını öngörüyorsanız, bu ‘medeni cesaretin’ sergilenmesi daha da kolaylaşıyor. Dışişleri Bakanlığı bu açıdan rüştünü ispat etmiş olan belki de tek bakanlık. Diğerlerini nereden baktığınıza bağlı olarak eleştirmek çok kolay... Ama sırf muhalefet olsun diye yapılan itirazları bir kenara koyarsak, neredeyse her cenahtan onay alan bir dışişleri stratejisi ile karşı karşıyayız.
Nitekim Bakanlık mensupları da bunun farkındalar ve tadını çıkarmaya çalışıyorlar... Geçen hafta da Ali Babacan’ın bazı işinsanları, eski bakanlık mensupları ve gazeteciler ile biraraya geldiği bir ‘bilgilendirme’ toplantısı yapıldı. Öncelikle söylemek gerek ki ‘imaj’ açısından çok cesur ve kendinden emin bir duruş sergilendi. Sadece söylenen sözler açısından değil... Bizzat söyleyenler açısından. Ali Babacan çağrılı olan tüm zevattan daha gençti. Ancak yanında getirmiş olduğu Bakanlık mensupları kendisinden de gençti... Böylece ortalama 30 yaşın altında gözüken bir hariciye kuşağından, biz 50 küsur yaş ortalamalı kuşak Türkiye’nin vizyonunu dinledik.
Bir yıl öncesi ile mukayeseyi temel alan sunumda Babacan yakın çevredeki sorun alanları üzerinde fazla durmazken, Ortadoğu’nun niçin öncelikli olduğuna da hızla değindi ve Dünyaya kollarını uzatan, aynı anda birçok ipin üzerinde durabilen bir Türkiye çizdi. Bir yanda Arap Birliği ve Körfez İşbirliği Konseyi ile ortaklık arayan, öte yanda Afrika’dan Karayipler’e, oradan Hindistan’a “yeni coğrafyalara” giren bir Türkiye.
Yazının devamını okumak için tıklayın.