Güney illerimizde uzun süre yaşamış bir arkadaşımın sıklıkla kullandığı bir tabir vardı. Sorunlu bir durumu yönetme konusunda yetersiz olduğunu düşündüğü insanlar için “onun bildiği yanıldığına yetmez” derdi... Yani tüm bilgisini ve aklını biraraya getirip, meseleyi ele alsa bile yine de o kişinin yanlış yapacağını beklemek gerekirdi.
Bireysel olarak bakıldığında bir kapasite eksikliği gibi yorumlanabilecek bu zaaf, belirli dönemlerde kurumsal davranışlara da sirayet edebiliyor. Kurumların bilme, iş yapma ve çevrelerini yönetme becerileri, onları kuşatan zihinsel ve ideolojik ortama sağladıkları uyumla doğrudan bağlantılı. Çünkü hem sahip olduğunuz bilgi, hem de yönetimsel gücünüz başkalarının sizde bu hasletlerin olduğunu takdir edip kabullenmelerini gerektiriyor. Eğer insanlar sizin bilgisiz veya işinizi yapma açısından yetersiz olduğunuzu düşünmeye başlamışlarsa, kendinizi kanıtlama yönünde çabalarınız da tam tersi sonuçlar verebiliyor.
Bu durum özellikle zihinsel ve ideolojik ortamda hızlı değişimlerin gündeme geldiği zaman dilimlerinde ortaya çıkmakta. Çünkü kurumsal yapıların böylesine hızlı değişimlere adapte olmaları hiç de kolay değil. Her kurumun kararların nasıl alınacağından kriz durumlarında nasıl davranılacağına kadar bir dizi kuralı yapısal hale getiren bir ‘kültürü’ var. Dahası kurumların içinde de bir biçimlendirme süreci yaşanıyor ve her yeni üyenin kurumsal kültüre uyum sağlaması neredeyse zorunlu kılınıyor.
Böylece ortaya her biri benzer ‘kafada’ bir personel çıktığı gibi, kurumda yükselmek de bu uyumun ne denli iyi yapılabildiği ile bağlantılı oluyor.
Yazının devamını okumak için tıklayın.