Referandumlar Türkiye gibi rejimle ilgili temel tercihini yapamamış ülkelerde daima plebisite dönüşme tehlikesi taşırlar. Çünkü her değişim hamlesi rejimin değişme ihtimalini gündeme getirir ve dolayısıyla da değişim paketinin içeriği anlamını yitirir. Şimdi artık oylanan, ucu açık olan bir değişim çizgisine girilip girilmemesidir. Türkiye’nin de önünde referanduma sunulacak bir paket var ve paketin hiçbir maddesine demokrasi açısından karşı çıkmak mümkün değil. En muvazaalı olan yargı konusunda bile toplumun yüzde 70’inin reformdan yana olduğunu anketler gösteriyor. Diğer maddelerde ise bu oranın yüzde 90’lara çıkması hiç şaşırtıcı olmaz. Kısacası tek tek ele alındığında hiçbir maddesinin reddedilmeyeceği bir paket var, ama toplumun kabaca yüzde 50’si aynı paketin toplamına ‘hayır’ demeye hazırlanıyor...
Bu bir plebisit halidir... Yani hayata geçecek değişikliğin önemli olmadığı, daha geniş bir tercihin söz konusu olduğu, insanların kendilerini bir kırılmanın eşiğinde hissettiği bir seçimle karşı karşıyayız. Nitekim muhalefet olayı plebisite dönüştürmek üzere meseleyi AKP yandaşlığı veya karşıtlığına indirgemeye çalışıyor. Hükümet ise ‘ben bu oyunu daha iyi oynarım’ dercesine konuyu daha da genişletip rejim yandaşlığı veya karşıtlığına getiriyor ve doğal olarak içinde yaşadığımız vesayetçi 12 Eylül rejimini muhatap alıyor.
Böylece referandum seçimi üst üste geçmiş birçok halkayı barındırıyor ve herkes meşrebine göre farklı bir halkayı referans alarak oy kullanma fırsatı yakalıyor. Ancak bu arada değişiklik maddelerinin kendisi güme gidiyor. Eğer sonuç ‘hayır’ olursa, ‘hayır’ diyenler bile ertesi gün daha bağnaz ve geri bir Türkiye’ye uyanacaklar. Rakibi yenmenin aldatıcı coşkusu geçtiğinde, herkes kendisini yenik ve enayi hissedecek... Buna karşılık ‘evet’ çıkarsa, oylamada ‘hayır’ demiş olanlar bile ‘aslında’ böyle daha iyi olduğunu itiraf edecekler.
Kısacası açık bir gerçek var: Referandumda ‘evet’ demeye hazırlananlar demokrasi, hak ve özgürlükler açısından daha ‘ilerici’ olan kesim. ‘Hayır’cılar ise esas olarak bu alanlarda muhafazakâr ve bağnaz bir pozisyonu savunuyorlar.
Yazının devamını okumak için tıklayın.