Ali Babacan ve Dışişleri mensubu çalışma arkadaşlarının geçen hafta İstanbul’da düzenledikleri bilgilendirme toplantısının önemli bir alt başlığı da ‘Ulusal Program’dı. Bakanın “gelecek reformların omurgası” olarak nitelendirdiği bu son derece geniş kapsamlı çerçeve belgenin hazırlanma süreci ile ilgili bilgiler, hükümetin dikkatli ve doğru bir tavır sergilediği izlenimini vermeyi amaçlıyordu. Bu yılın şubat ayında AB ile imzalanan Katılım Ortaklığı Belgesi’nin gerekli olan reformları işaret etmesinden sonra hazırlanan taslağa, bütün bakanlık ve devlet kurumlarının yazılı onayı istenmiş ve akabinde 84 sivil toplum kuruluşuna ve 6 siyasi partiye gönderilmişti. Son hali Bakanlar Kurulu kararına muhtaç olan bu Program’a tahmin edileceği üzere CHP ve MHP’den ‘reddiye’ gelmiş, ancak diğer partilerden görüş alındığı gibi, sivil toplum örgütlerinden de bu ayın sonuna kadar genel bir değerlendirme beklenmekteydi...
Bu sürecin esas amacının örgütlü toplumu ortak bir ‘niyet’ beyanında buluşturmak olduğu anlaşılıyor. Çünkü sözü edilen ‘Ulusal Program’ın hangi somut reformu önerdiği belli değil... Eldeki belge sadece reform üst başlıklarına ilişkin çerçeve referansları ve olası zamanlamayı ifade ediyor. Takvim ise 4 yıl... Babacan çıkış noktasının reform ihtiyacı üzerinde bir mutabakat oluşturmak olduğunu, ancak o zaman söz konusu reformların içeriğine girilebileceğini ve ‘ulusal’ programa konabileceğini özellikle vurguluyor.
Bu tabii ki doğru bir çıkış noktası... AKP’nin kendi anayasasını yapmaya kalkmakla suçlandığı bir dönemin ardından, belli ki hükümet kendi ulusal programını yapmaya kalkmış gibi gözükmek istemiyor.
Yazının devamını okumak için tıklayın.