Ermeni meselesi, unutulmak istenen, hafızadan silindiği sanılan bir bataklıktır. Türkiye bu olayla kolay kolay yüzleşemez... Çünkü bugün ‘Ermeni soykırımının inkârı’ olarak özetlenebilecek olan tutum, Türk kimliğinin kurucu öğelerinden biri. Türk kimliği, bu halkı ‘kurtarmış’ olan elit kadronun Anadolu toplumuna ihsan eylediği bir lütuf olarak işlevselleşti. Cumhuriyet yönetimi Türklüğü otantik ve kendi içinde çoğulculuğa açık bir kimlik olmaktan çıkarıp, onu devletin ve devletçiliğin payandası olan tekdüze bir kalıp haline getirdi. ‘Türk vatandaşı’ denen kişi, devlete olan şükranını, devletin istediği gibi biri olarak geri ödeyen biri olarak tasavvur edildi. Bu ‘vatandaşlar’ yıllarca devletin istediği gibi konuştular ve hatta düşündüler... Böylece, devleti elinde tutan yönetici elitin meşruiyetini sağladılar. Ne var ki bu elit masum değildi... Aralarında eli kanlı çok fazla insan vardı. Ama Cumhuriyet’in siyasi dengeleri o kişileri devletin koalisyon ortağı haline getirdi. Oysa yeni rejimin liderleri kendilerini geçmişin günahlarından sıyırmak, temiz bir başlangıç yapmak istiyordu. Önlerinde iki ihtimal vardı: Ya iktidar kadroları içinde bir temizlik yapacaklar, ya da kirli geçmişi unutarak tüm iktidar kadrosunu ‘temizleyeceklerdi’... İkinci yolu seçtiler ve ‘vatandaşlara’ da doğru tavrın ne olduğunu söylediler.
‘Ermeni soykırımı’ tabiri bu geçmiş ışığında anlamsız kalıyor... O günden bu yana ‘Ermeni kırımı’ bile kalmadı, Ermeniler ihanet eden kavim haline gelirken, devlet de onları ‘her şeye rağmen’ kollayan bir şefkat siyasetine büründürüldü. Kısacası devlet kendi vatandaşına sistematik ve organize bir biçimde onyıllardır yalan söyledi. Bu yalan zamanla makbul Türk vatandaşının söylemi haline geldi ve kimliğin taşıyıcı öğelerinden biri oldu.
Yazının devamını okumak için tıklayın.