Lise yıllarındaki fizik deneylerinden birinde, metal bir çubuğun üzerine iletken bir tel sarılıp, o tele de elektrik verildiğinde manyetik bir alan üretildiği ve aynı zamanda belirli bir yönde güç yaratıldığı gösterilirdi. Günümüzün Türkiye’si bu deneyi hatırlatıyor. Toplumsal enerji değişime yönelik bir ivme yaratmakla kalmıyor, bu dinamiğin karşı konması zor bir çekim gücü de var. Böylece herkes en azından lafta hak ve özgürlüklerden, demokrasiden yana olmak, öyle görünmek zorunda kalıyor. Bu durum gerçekte demokrasiden fazla hazzetmeyenler, vesayet sisteminin sürmesinden medet umanlar için önemli bir sorun yaratmakta. Çünkü değişim dalgasının karşısında durmak, siyaseten mahkum olmayı, oyunun dışında kalmayı ifade ediyor. Öyle bir strateji çizilmeli ki, hem değişim taleplerinin altında kalınmasın, hem de söz konusu değişim olabildiğince engellensin. Bu engellemeyi sağlayabilecek en önemli araç ise değişimin yaratacağı dünyadan duyulan korkunun kaşınması. Öte yandan eğer değişim engellenemiyorsa, o zaman da kimin taşıyıcı olduğu konusunda zihinlerin muğlaklaşması gerekiyor ki, değişimci olmanın prestiji başkasına gitmesin...
Bu genel muhalefet stratejisinin iki kanadında bugün MHP ve CHP var... MHP’de genel başkanından ‘gençlerine’ uzanan bir yelpazede tutarlı bir biçimde ırkçı bir Kürt karşıtlığı tetiklenmeye çalışılırken, CHP, TSK İç Tüzüğü’nin 35. Maddesinin değiştirilmesini gündeme getirerek AKP’den daha değişimci olduğunu kanıtlamaya çalışıyor. Böyle bakıldığında CHP ile MHP arasında uzlaşmaz bir karşıtlık olduğunu düşünebiliriz. Ama bu iki partinin yerelde epeyce sıkı bir işbirliği içinde olduğunu gözlemliyoruz. CHP’liler MHP otobüsü ile şehir turu atabiliyor ve üstelik MHP’nin yöredeki yetkilisi de aynı otobüsten parti işareti yapıyor. Asıl önemlisi bunlar her iki partiyi de rahatsız etmiyor.
Yazının devamını okumak için tıklayın.