Sivil vesayet tartışmasını ortaya atanlar meselenin bu noktaya geleceğini pek tahmin etmiyorlardı muhtemelen. Kamuoyu baskısı altında hükümetin geri adım atacağını, böylece ‘bağımsız’ yargıya halel gelmeden Ergenekon’daki yeni dalgaların engellenebileceğini sandılar. Çünkü askerin prestijini ve güvenilirliğini yitirdiği bu süreçte, genel bir kamu reformunu durduracak tek etken ‘tarafsızlığı’ sorgulanmamış bir yargının bağımsız olarak kalabilmesiydi. Böylece aslında açıkça taraf olan üst yargı eliyle görünürde nesnel ve adil bir müdahale mümkün olacak, Ergenekon’un belki de yargıya uzanan kolları hasıraltında kalacak ve hükümetin dizginlenerek geriletilmesi sağlanacaktı.
Üst yargı bu konuda deneyimliydi. Benzer bir durum Şemdinli’de ortaya çıktığında savcı Ferhat Sarıkaya meslekten ihraç edilmiş ve hükümet bunu sineye çekmek zorunda kalmıştı. Bu kez ise gündemde doğrudan 3. Ordu Komutanı vardı. Geçtiğimiz ekim ayında Çatalarmut Barajı’nda ele geçirilen bomba ve mühimmatın izini takip eden savcılık, söz konusu Ordu Komutanı’nın yanında Erzincan İl Jandarma Komutanı’nın ve Jandarma İstihbarat Şube Müdürü’nün de bir ‘hazırlık’ içinde oldukları kanaatini veren ek bulgularla karşılaştı. Buraya kadar olay bir üst düzey Şemdinli planına benziyordu. Ne var ki aynı soruşturma savcılığın önüne bir isim daha çıkardı: Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner...
Cihaner’le ilgili haberler yaklaşık altı aydan beri medyada dolaşıyordu. Yetkili olmadığı halde İsmailağa cemaati hakkında soruşturma yürütmeye kalkan bu kendine özgü savcı, yirmi küsur ilde gözaltı kararları vermiş, aramalar yapmış, telefonları dinletmişti.
Yazının devamını okumak için tıklayın.