Referandumun sadece anayasada yapılması önerilen değişikliklerle ilgili bir tercihi ima etmediği çok açık. Zaten paketteki her bir maddenin demokratikleşme yönünde olduğu konusunda da herhangi bir kuşku yok. Ama yine de toplumun kabaca yarısının ‘hayır’ demeye niyetlendiğini biliyoruz. Bunun nedeni iki geniş grup arasında bir koalisyonun oluşması ve ortak bir ‘düşmana’ karşı yan yana gelmeleri. Bu gruplardan biri Türkiye’de demokrasiden hazzetmeyen, ellerindeki sosyal, iktisadi ve siyasi imtiyazları kaybetmek istemeyen kesimler. Ülkenin batısındaki kentli üst burjuvazi ile üst bürokrasi bu grubun temelini oluşturuyor. Medyanın desteğine de sahip olan bu grubun referandumda fazla bir gücü yok, çünkü herkesin sadece bir oyu var. Ancak önümüzdeki tercihte bu gruba yamanmış olan ikinci ve toplumsal tabanı çok daha geniş bir kesim bulunuyor. Ekonomik, sosyal ve siyasi ağırlık açısından birinci gruba benzemeyen, ama onların kültürel zeminini paylaşan amorf bir laik cemaatleşmeden söz ediyoruz. Bu kesimde ‘laik’ yaşam biçimi ‘kültürleşmiş’ ve zaman içinde doğal bir hak alanı olarak algılanmaya başlanmış. Dolayısıyla laik cemaat, kendi yaşam alanını daraltacak alternatif yaşam biçimlerini bir tehdit olarak görüyor ve tepki olarak da şu ana kadar kullanmakta olduğu adı konmamış toplumsal imtiyazlarına sarılıyor.
Kısacası bu ‘muhafazakar’ bir koalisyon... Hatta dünyanın gittiği yönü, hak ve özgürlük anlayışının değişen içeriğini dikkate alırsanız, bu bayağı ‘bağnaz’ bir koalisyon. Öte yandan aynı kesim on yıllar boyu kendisini ‘ilerici’ sanmış, buradan hareketle ‘solcu’ olduğunu bile düşünebilmiş... Şimdi bir anda demokratikleşme karşıtı olmalarını hazmetmeleri ve rasyonalize etmeleri hiç de kolay değil. Neyse ki Türkiye’de ironik bir değişim yaşanıyor: Demokratikleşme talepleri İslami kesimde vücut buluyor ve AKP hükümeti de bu taleplerin taşıyıcılığını yapıyor. Oysa ‘biz’ AKP’nin ve tüm İslami camianın ‘ontolojik’ olarak, yani inançları, ideolojileri, giderek fıtratları gereği ‘gerici’ olduklarını biliyoruz! Böylece rahatlıyoruz... Madem ki aslında gerici olanların demokratikleşme paketi ile karşı karşıyayız, o halde bu pakete ‘hayır’ demek ilericiliğin gereği olarak değerlendirilebilir! Böylece AKP’nin ortak bir ‘düşman’ olarak laik/milliyetçi/devletçi bir ‘hayır’ cephesinin oluşmasına önemli bir katkı sağladığını görüyoruz.
Yazının devamını okumak için tıklayın.