“Bizim çocukluğumuzda (55-60 yıl önce) taşra kasabalarına yaz, cambaz- tiyatro çadırlarıyla birlikte gelirdi. Bu çadır tiyatroları veya eğlence kervanlarının vitrininde cambazlar olurdu. Yaklaşık 25-30 metre aralıkla dikilen iki direğin arasına tel çekilirken, direkler de yere bağlanır ve bir makara ile telin gerginliği ayarlanırdı. Telin iki yanında duran iki görevli, teli cambazın yapacağı gösteriye göre gerer veya gevşetirdi. Bizim kasabaya gelen eğlence kervanının cambazının adı " Boncuk" tu. Boncuk elinde 4-5 metrelik bir sırık kıçında yanıp sönen bir küçük ampul, telin üzerine çıkar gösterisini yapardı...
Cambaz cambazlığını tel istenilen derecede gergin değilse yapamaz. Bu yüzden telin her iki yanında oturan tel gericilerinin işi önemldir. Ama milletin gözleri cambazda olduğu için bu tel gericilileri pek göze batmazlar... Ülkemiz de bir çadır tiyatrosu gibi yönetilmiş yıllarca. Cambazlar, tel gericileri ve gözü cambazlara bakmaktan tel gericilerini hiç farkedemeyen seyirciler...”
Gazetemizin okuyucusu Ali Rıza Kaptan’ın gönderdiği bu mesajı doğrusu çok ufuk açıcı buldum. Çünkü sadece geçmişe değil, bugün yaşananlara da ışık tutan bir metafor ortaya çıkarmış. Seçimlere altı ay kala yaşanacak kritik bir referandum ve onun öncesinde belki çok daha kritik bir YAŞ toplantısını izlerken, artık eski seyirciler olmadığımızın farkındayız. Sürekli olarak ‘cambaza bak’ diyerek bizi sirk çadırına mahkum eden bu rejimin gerçek hayattaki cambazlarını ve daha da önemlisi bizlerden çalınmış olan bu hayatın ‘tel gericilerini’ fark ediyoruz... Gözümüz onların üzerinde olunca, telin kasten gerilip gevşetildiğini, amacın sahte cambaz gündemleri yaratırken gerçek cambazları gözden kaçırmak olduğunu anlıyoruz.
Rejim bu ülkede sürekli sahte cambazlar, hayali tehdit ve tehlikeler üretti. Bunların en önemlisi ne komünizm ne de Kürt ayrılıkçılığıydı. Rejimin otoriter zihniyete dayanan hiçbir ideolojiden rahatsız olmaması doğaldı. Çünkü bu durumda rejimin ‘temel nitelikleri’ de kendiliğinden meşru hale geliyor, bundan sonrası zaten daha güçlü olan devletin diğerlerini uzatılmış bir mücadele içinde ezmesi anlamına geliyordu.
Yazının devamını okumak için tıklayın.