Protokoller imzalandığında, Türkiye’nin kabuğunu yırtmaya doğru gittiğine ilişkin umutlar doğurmuştu. Çünkü Ermeni meselesi sadece 1915’e ne ad vereceğimizi değil, kurulmuş olan Cumhuriyet’in de görünmeyen alt tabakasını oluşturuyordu. Ancak henüz dört ay geçmişken, kaytarma eğilimi daha ağır bastı.
Agos gazetesi bugün çıkan sayısında bir durum değerlendirmesi yapıyor. ‘Türkiye Protokollerden korktu’ başlığını taşıyan analizi aynen alıyorum...
***
Ermenistan ile Türkiye arasında diplomatik ilişkilerin başlamasını, ortak geçmişi konuşabilen bir komşuluk siyasetine geçilmesini ve kara sınırının açılmasını öngören Protokoller, Türkiye tarafında hazmı zor bir lokmaya dönüştü. Bugün Türkiye Dışişleri çaresizce Ermenistan Anayasa Mahkemesi’nin Protokole onay verirken koyduğu şerhi bahane etmeye çalışıyor. Türkiye kamuoyu Ermenistan’ın ‘ek koşul’ getirdiğine ve Protokollerin ‘özünü yaraladığına’ inandırılmak isteniyor. Ama bu beklenti, aynı kamuoyunun kolayca yönlendirilebilecek kadar cahil olduğunu varsaymak zorunda. Çünkü bütün dünyanın ve Türkiye kamuoyunun da bildiği üzere asıl ek koşul getiren ve bu ek koşulla hiç de akıllıca olmayan bir biçimde kendisini bağlayan bizzat Türkiye oldu. Protokollerde Karabağ’la ilgili tek bir kelime bile geçmezken, bunu neredeyse ‘ön koşul’ haline getiren, Azerbaycan Parlamentosu’nda bunu taahhüt eden Tayyip Erdoğan’dı... Dışişleri Bakanı Davutoğlu da aynı minvalde konuşarak Protokolleri Türkiye-Azerbaycan ‘ittifakının’ uzantısı haline getirdi.
Aslında Ermenistan’ın o noktada itiraz etmesi gerekirdi... Yapılmadı, Türkiye’ye anlayış gösterildi ve görünen o ki hata edildi. Ancak Protokollerle Karabağ arasında hiçbir ilişkinin olmadığının tüm dünya tarafından tescil edilmesiyle birlikte Türkiye yalnızlaştı ve bu süreçte kendi büyüklüğüne güvenerek yürüttüğü hâkimiyet stratejisinin ancak kendimizi aldatmak olduğu ortaya çıktı.
Yazının devamını okumak için tıklayın.