1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
Reklam | Künye | İşbirliği | İletişim 03 Eylül 2010 Cuma 06:50
Haber Ara :
Taraf Gazetesi
Sitemiz saat 13:00'dan sonra güncellenmektedir.
Anasayfa Ekonomi Politika Güncel Dünya Spor Yaşam Bilim ve Teknoloji Kültür ve Sanat Eğitim E-Gazete Yazı Dizisi Her Taraf Yazarlar  
Etyen Mahçupyan MÜLAYİM 07.10.2008
Etyen Mahçupyan
Ve biraz da namusluluk...
Yazdır
Yazıyı Paylaş:
Etyen Mahçupyan - Ve biraz da namusluluk... Etyen Mahçupyan - Ve biraz da namusluluk... Etyen Mahçupyan - Ve biraz da namusluluk... Etyen Mahçupyan - Ve biraz da namusluluk... Etyen Mahçupyan - Ve biraz da namusluluk... Etyen Mahçupyan - Ve biraz da namusluluk... Etyen Mahçupyan - Ve biraz da namusluluk... Etyen Mahçupyan - Ve biraz da namusluluk...
Etyen Mahçupyan köşe yazılarını web sitenize ekleyin

Örgütlü solun geçmişle olan bağlantısı üzerinden kimlik arayış süreci, bir dizi tartışmaya yol açtı. Bunlardan biri de gazetemizin sayfalarında sürüyor. Daha önceki ‘Biraz cesaret’ ve ‘Biraz da samimiyet’ başlıklı yazılarıma Orhan Gazi Ertekin’den cevap geldi... Ne var ki bu metin, yazarın bizzat kendi açtığı yolda ilerleyemediğini gösteriyor. Çünkü Ertekin benim soru ve değerlendirmelerimin hiçbirine en ufak bir yanıt bile vermeye çalışmamış...

Toparlarsak birinci nokta Türkiye’deki solun dış dinamikten etkilenmiş olsa da, bu dışsal dünyayı kendi perspektifinden yorumlamış ve anlamaya çalışmış olmasıdır. Dolayısıyla 68 hareketi kendine özgü yerel bir algılamanın sonucu olarak şekillendi ve bu algılama da doğrudan bu topraklardaki siyasetin yüklenmiş olduğu zihniyetle bağlantılıydı. O nedenle söz konusu solun latent bir laiklik, milliyetçilik ve devletçilikle malul olduğu gerçeğini kabullenmekte yarar var.

İkinci olarak Deniz Gezmiş ile babası arasındaki yazışma, herhangi bir etki altında kalmadan, tarafların kendi insiyatifiyle ve samimi kanaatleriyle kaleme alınmış metinleri ima eder. Bunlardan anlaşıldığı kadarıyla Deniz Gezmiş kendisini fikriyatıyla gurur duyan bir kemalist olarak görmekte, babası ise İttihatçı ırkçılığı açıkça çağrıştıran bir dil kullanmaktadır. Tarihsel analiz bu kişilerin ‘niçin’ böyle düşündüklerini sorgulayabilir, ama söz konusu tespitin yapılmamasını talep edemez. Hele böylesine bir tarihsel olgunun ‘sol’ adına gizlenmesi, bizzat solun zihniyetini ortaya koyar.

Üçüncüsü, devletin yanında veya karşısında olmak aktivistin zihniyetini tanımlamaz. Solcuların devletle mücadele etmeleri ve devletin de faşizan bir tutum izlemesi, solcuları kendiliğinden ‘anti faşist’ yapmaz. Solcuların ne olduğu tamamen zihniyetleriyle bağlantılıdır ve devletçiliği sürdürerek de devlet karşıtı olmak pekâlâ mümkündür. Nitekim Türkiye’deki sol darbe girişimlerinin hepsi de bu bakışla maluldür.

Dördüncüsü solun kendisini geçmiş üzerinden tanımlama hassasiyeti, bugün siyasetin dışında kalmasıyla, topluma dokunamamasıyla ilgilidir. Geçmişin kahramanlarını ‘temiz’ tutma çabası ile birleşen bir ortodoksiye dönüş psikolojisi sayesinde, örgütlü sol kendi içine kapanmış ve cemaatleşmiştir. Kendi jargonunu, ritüellerini yaratmış, siyaset yapamadığı ölçüde siyaseti bir kimliksel var oluş haline indirgemiştir.

Ertekin bu noktaların hiçbirine değinmiyor... Söylediği iki şey var: Biri sağcılarla solcuların aynı kaba konamayacağı, çünkü bunun siyasi tahlil imkânını ortadan kaldıracağı... İyi de, buradan hareketle her iki grupta da aynı zihniyetsel özelliklerin olduğunu görmezden gelmek mi zorundayız? Gerçek böyle değil! Her iki grupta da milliyetçilik ve devletçilik etkindi, ancak bütünleştiği ideolojiler farklı olduğu için görünümleri ve siyasete yansımaları da farklılık taşıyordu. Öte yandan zihniyet açısından bakıldığında her iki taraf da otoriter bir paradigmanın içindeydi...

İkinci söylenen ise herhalde benim karmaşık yazmamın sonucu ortaya çıkan bir itiraz... Ertekin, Gezmiş ve babası için ‘bu insanlar ahlaksızca davrandılar’ dediğimi ve hak ettikleri küfür olarak da onları ırkçılıkla suçladığımı sanmış... Oysa benim bu kişilere sıfat takmam gerekmiyor, çünkü kendi yazdıkları zaten ırkçılığa epeyce teşne. Buna karşılık onları ‘ahlaksız’ buluyor değilim, çünkü söz konusu fikirlerin samimi olduğunu düşünüyorum. Ama ortada gerçekten de bir ahlaksızlık var: Sol içindeki latent ırkçılığı gerçekliği çarpıtma yoluyla gizlemenin ahlaksızlık olduğunu, ve bunun günümüz solu içinde epeyce yaygın olduğunu düşünüyorum.

Solun kendisine yönelik namuslu bir bakışa ihtiyacı var... Deniz Gezmiş’in henüz 24 yaşında, elini kana bulamamış biri olarak devlet tarafından asılması ne denli karşı çıkılması gereken bir olaysa; onun fikirlerinin ne olduğu konusunda da daha nesnel bir bakış, aynı derecede zorunludur. Genç yaşta suçsuz sağcıların asılması da aynı derecede yürek yaralar ama onlara ‘faşist’ demeyi sürdürürüz, çünkü fikirlerini görmezden gelemeyiz. Aynı şeyi sola yönelik olarak da yapmak durumundayız...

Çünkü eğer yüzleşmeden bilinçli olarak kaçınılıyorsa, sadece üç ihtimal söz konusu olabilir: Ya günümüz solu ırkçılığı ahlaki bir mesele olarak görmüyordur, ya ırkçılığı siyasi bir tutum olarak yadırgatıcı bulmuyordur, ya da bu ahlaki ve yadırgatıcı bir sorundur ama cemaat ‘namusu’ bununla yüzleşmeye engel olmaktadır.

Son bir nokta da Hrant’la ilgili... Hrant’ın sol ile demokratlığı buluşturan bir köprü olduğu söyleniyor. Acaba bu tespiti O yaşarken niçin hiçbir ‘solcudan’ duymadık? Acaba onları o zaman durduran ve şimdi ‘geçmiş’ haline gelen bu insanı sahiplendiren dürtü ne?

Anlaşılan solda namusun da özgürleşmesi gerekiyor...

 

Diğer Etyen Mahçupyan Makaleleri:
  1. İçimizdeki Ugandalılar - 01.09.2010
  2. Ahmaklar dünyası - 29.08.2010
  3. Ahmaklar evi (2) - 27.08.2010
  4. Ahmaklar evi (1) - 25.08.2010
  5. Evet ama yetmez - 22.08.2010
  6. Boykotçular - 20.08.2010
  7. Utangaçlar - 18.08.2010
  8. ‘Efendiler’ ve ‘taşralılar’ - 15.08.2010
  9. ‘Evet’çiler ve ‘Hayır’cılar - 13.08.2010
  10. Boynuz - 11.08.2010
  11. Tel gericileri ve seyirciler - 08.08.2010
  12. Teamül - 06.08.2010
  13. Cambaz ip üzerinde - 04.08.2010
  14. Ölüm siyaseti - 01.08.2010
  15. Takiye - 30.07.2010
 Tüm makaleleri >>

 
 
Haberler:
  Biz yaşadık, gelecek nesiller yaşamasın diye
  Neye ‘Evet’ diyeceksiniz
  12 yıl önce aslında ne oldu
  Beşiktaş’tan son dakika golü
  Yobo geçmişi çoktan unutmuş
  Guus Hiddink’ten teknik açıklamalar
  Uğur İnceman imza attı
  Arjantinli, Florya’yla tanıştı
  12 Dev Adam dörtte dört yaptı, liderliği garantiledi
  Pakistanlı kriketçi rolünü de kaybetti
  Mourinho zaman istedi
  İnsanlar tırsmakta haklı
  Zorba tam bir güneş insanı
  Gabor rahatsızlandı ve yine hastanede
  Michael Douglas kanseri yenecek

 BUGÜNKÜ YAZARLAR
KUM SAATİ
Ahmet Altan - 02.09.2010
Başörtüsü
OKUMA NOTLARI
Halil Berktay - 02.09.2010
[Kölelikten Türklüğe]
ARADA
Markar Esayan - 02.09.2010
Bu saklambaçta ebe nerede
NEDEN OLMASIN
Nabi Yağcı - 02.09.2010
Fötr ve kasket
MANİFESTOM
Yıldıray Oğur - 02.09.2010
Öcalan Suriye’den nasıl çıkarıldı -1
SİVİLAY ABLA
Dr. Sivilay Genç - 02.09.2010
EVET oyu AKP ilişkisi
YENİ AVRUPA
Sezin Öney - 02.09.2010
Sürgün
MEO VOTO
Mithat Sancar - 02.09.2010
Barışın dili
ARAYIŞ
Erol Katırcıoğlu - 02.09.2010
Biz burnumuzu sokacağız, bilesiniz
EŞİKTEN EŞİĞE
Fikret Doğan - 02.09.2010
Futbolcular ve fahişeler
ÇAYLAK RAPORU
Uğur Karakullukçu - 02.09.2010
Kendi ligine yabancılar
Anasayfa | Ekonomi | Politika | Güncel | Dünya | Spor | Sağlık | Yaşam | Bilim ve Teknoloji | Kültür ve Sanat | Eğitim | Yazı Dizisi | Her Taraf | Yazarlar
Reklam | Yazarlar | Künye | Haberler RSS | Yazarlar RSS | E-Gazete

Köşe Yazısı: Ve biraz da namusluluk... - Etyen Mahçupyan
03.09.2010 06:50:47