Bugüne kadarki darbe girişimi kanıtları Harekât Dairesi çatısı altında alt dereceli askerlerin düzenlediği belgelerle sınırlıydı. Bunların sürekli olarak yeniden hazırlandığını ve dolayısıyla çoğunun hemen kullanılmaktan ziyade ‘gerektiğinde’ kullanılmak üzere hazır tutulduğunu öngörebiliriz. Bu durumda söz konusu belgelerin de bir tür ‘yarı resmî’ görünümü ve işlevi oluyor. Böylece Genelkurmay’ın bu tür delilleri yok sayma veya reddetme şansı artıyor. Ama Balyoz böyle bir şey değil... 1. Ordu’nun ‘resmî’ ve rutin, yani emir komuta zinciri dahilinde yaptığı bir toplantıda alınan kararlarla ilgili. Bu kararların kapsamı, hazırlıkların çok daha önceden başladığını ve çok muhtemelen toplantı sonrasında da devam ettiğini ima ediyor. O nedenle de Genelkurmay’ın daha önceki taktiksel kaçak tavrını bu olayda sürdürmesi son derece zor...
Nitekim bir tavır farklılığının ilk belirtisi Genel Sekreter’in basın toplantısında duyuldu. “Bu planın ismi asla iddia edilen isim değildir” dendi. Bir planın başka bir plana kamuflaj işlevi görmesini ve ikisine ayrı adlar verilmesini hayal edebiliriz. Ancak burada farklı bir yaklaşımın işareti vardı: Bir planın olmadığı değil, asıl planın ‘başka’ olduğu söylenmiş oldu ve ilk kez Genelkurmay muhtemel darbecilere mesafe aldı. Başbuğ’un iki gün önceki konuşmasında ise darbeleri kasteden şu sözleri bu süreçte ilk kez duyduk: “Elbette Türkiye’de bazı olaylar yaşandı. Ama Türk Silahlı Kuvvetleri olarak bugün artık bu olayların geride kaldığını biz değerlendiriyoruz. Ayrıca bu süreçte yaşanan olaylardan kendi payına düşen bölümlerden gerekli dersleri çıkardığını da düşünüyoruz.
Yazının devamını okumak için tıklayın.