Balyozlar, darbe planları, muvazzaf subaylar, yeni anayasa... Beynim elli altı. Bu meselelere girmek en azından şimdilik zor geliyor bana. Daha sade, daha sakin konulara ihtiyacım var. Bu sebepten, yakın zamanda vizyona giren ve Türkiye Kürtlerinin “ilk Kürtçe politik filmi” olan Min Dît’ten bahsedeceğim.
Hikâyesini Miraz Bezar’la beraber yazmıştık. Miraz, Almanya’da büyümüş bir yönetmen ve derdi telaşı çatışmalı döneme ilişkin bir film yapmaktı. Yaptı da... Yerel oyuncular, kıt kanaat koşullar, savaş mağduru çocuklarla. Bir JİTEM hikâyesi... Böyle darbelerin, balyozların gündemde olmadığı, JİTEM’i ancak yaşayanın bildiği bir Diyarbakır hikâyesiydi. Enteresan bir süreçti. Olmadık yerlerden olmadık tepkiler alan, şaşırtan bir dönem. Ve tabii Kürt sinemasını da sorgulatacak bir dönem. Her şey yekpare görünse de kendi içine döndüğünde, klasik Kürt atasözü “Kapının önündeki ot acıdır”ın mütemadiyen sağlamasının yapıldığı bir dönem.
Tabii yer Diyarbakır olunca ve kentin tümü bir biçimde politik, tercihli olunca, ilginç sahneler de yaşandı. Kimi göç mahallelerinde yapılan çekimlerde çekim ekibi taşlandı, araçlar yakılmaya çalışıldı falan. Çünkü fısıltı gazetesi yanlış enformasyon vermişti. Mahalleli, ekibin “dışarıdan” olduğunu sanıyordu. Sonra bir gün Miraz’la özel arabaya binmiş sete gidiyoruz, arkadan bir araba küüt! Ramazan ayı, dolmuşçular sağa çekip “Abi mübarek aydır, boşverin polisi, aranızda halledin” diyorlar.
Yazının devamını okumak için tıklayın.