Günümüz oyuncularının “kazanılmayanı, hak edilmeyeni” elde etmek için “artistliğe, şovmenliğe, üçkâğıtçılığa” kolaylıkla başvurduğunu görmek yeri geliyor sevdalılarını futboldan soğutuyor.
Neymiş “profesyonellikmiş” bunun adı; hırsızlığın, arsızlığın, düzenbazlığın mesleki performans içinde değerlendirilmesinin şimdilerde süslü ismi bu; profesyonellik. Darbe almayan insanın ocağına incir ağacı dikilmişçesine çığlıklar atarak, acıklı mizansenler eşliğinde hakemi yanıltmasının, rakibin emeğini çalmasının, karşı takımın defterini az zahmetle dürmeye çalışmasının ne de güzel karşılığı bulunmuş ama; profesyonellik.
“Ama herkes yapıyor, diğerleri de yapıyor, sistem zorluyor bunu yapmaya!” dendiğini duymaksa cinleri tepeye çıkarıyor. Ne yani ahlaksızlığa verilecek karşılık illaki aynı yöntemle mi olmak zorunda! Nerde kaldı eğriyle doğrunun, güzelle çirkinin farkı?
50 yaşın arifesinde hakem rozetini göğsüne takıp sporcu geçmişinin verdiği avantajla aralarında vakti zamanında üst düzey futbol oynamış sporcuların bile bulunduğu bir ligde orta ve yardımcı hakem olarak aylarca düdük çalan, bayrak sallayan birisi olarak diyoruz ki; zor bir meslek hakemlik, hem de çok zor! Karar aleyhinde olduğu an en halimselim, aklı başında futbolcunun dahi acemi-usta fark etmeksizin potansiyel bir sinir küpüne, ateş almaya hazır baruta dönüştüğü bir arenada yamyamlarla uğraşmayı kolay sananın aklına şaşarız.
Fenerbahçe-Karabük karşılaşmasının hakemi, –yanılmıyorsak– Nikoliç’in artistik mizansenine kanarak Alex’e kırmızı kartı gösterdi; aynen olaylı Real Madrid-Barcelona maçında hakemin Dani Alves’in Hollywoodvari oyunculuğuna kanıp Pepe’yi saha dışına attığı gibi.
Yazının devamını okumak için tıklayın.