Dünyanın en zevkli oyunlarının başında gelen futbolun yerli versiyonundan gerçek mana da zevk alan kalmış mıdır coğrafyamızda acep. Fanatizm sınırlarında dolaşırken gönül verdiği renklere bağlılığını sürdüren azınlık dışında.
Oyun kalitesinin düşüklüğünden vazgeçtik; topu iki kez doğru dürttü mü kendini star zanneden yıldızcıklarla, adam gibi maç seyretmeyi hâlâ öğrenememiş düşük profilli seyirci güruhuyla, takımı gol kaçırdığında tüm ailesini ve parasını kaybetmişçesine yerlere yatıp dövünen şovmen hocalarla, milyarlık şirketleri yönetirken bir kulübü çekip çevirmeyi beceremeyen aciz idarecilerle, futbolu sahiplenmek ve onun yarattığı gücü kullanmak isterken kendi kendilerini inkâr yoluna giden politikacılarla, geçen temmuz başından beri nerede-niçin saf tutacağına bir türlü karar veremeyen basınla nereye gidilebilir ki?
Öncelikli dertleri nüfuzlarını kaybetmemek, statükoyu korumak, kuyunun başında bekleyip istediği vakit suyu içip istemediği zaman başkalarına gıdım gıdım verenler oyunun sonuna gelindiğini anlamamakta direniyor. Hani son ayların moda deyimi var ya “Marka değerini korumak” diye; marka olamadık ki değerini korumayı düşünelim!
Kazanırken mütevazı, kaybederken centilmen, işinin hakkını veren, yanlışlarda ısrarcı olmayan, rakibini mahvetmeye odaklanmayan, futbolun arkaplanını imar ve inşa ederken nihayetinde bunun bir gösteri olduğunu ve perde indiğinde gerçek hayata dönüş yapması gerektiğini bilenleri sahneye çıkartmadıkça marka değeri ihdas edemezsiniz.
“Taklitler sadece aslını yaşatır” sözünü doğrularcasına alanında sivrilmişlerin adımları izlenir bizde.
Yazının devamını okumak için tıklayın.