Hayatın ve gülmenin tartışmasız en çok yakıştığı insan, kimsenin kimseden kolayına hazzetmediği futbol arenasında tanıyan herkesin istisnasız sitayişle bahsettiği belki de tek isim Ali Hoşfikirer, bir yıldız gibi kaydı dünyamızdan.
Konfüçyüs “Asaletten kaynaklanmayan kibarlık gerçek kibarlık değildir” derken acaba onu mu kastetmişti diye düşündüğümüz anlar olmuştu geçmişte. Yüzü sürekli gülmeye programlanmışçasına gözlerinin içi parlayarak tebessüm dağıtırdı dört bir yana. Kompleksi olmayan, son derece doğal, hayatının hiç bir kesitinde poz kesmeyen, adamın hası bir abdaldı, dervişti.
1989 senesinde “Buraya seni yeteneğin getirdi ama ahlâkın tutacak”, “Futbol ölüm kalım meselesi mi diye sorarlar; elbette değildir, daha önemlidir!” tarzı sayısız özdeyişin Adanademirspor soyunma odası duvarlarında asılı olduğunu görünce farklı bir hocayla karşı karşıya olduğumuzu anlamıştık. Yapıcı konuşur, futbolcular arasında ünlü-ünsüz ayırmaksızın hepsine evladı muamelesi yapar, parasını daima birileriyle paylaşır dururdu. Muhtemelen “hayır” sözcüğünün ne anlama geldiğini bilmiyordu çünkü 23 senedir “hayır” dediğini hiç işitmedik.
Adana’nın cehennemî sıcağında form tutmak adına “Hocam, beni çalıştırır mısın” diye sorduğumuzda “Kaçta istiyorsan sabah gel beni evden al” demiş ve şaka değil ha, güneş doğmadan önce Atatürk Parkı’nın çimenlerinde topa vurmaya başlamıştı. Parkın yaşlı bekçisi futbolla ilgilenmediğinden, bizleri de tanımadığından yanımıza gelip “Siz kafadan sakat mısınız?” dediğinde ben adamın üzerine yürürken nurlar içinde yatsın sevgili hocam o an dahi tebessüm edip gülüyordu.
Yazının devamını okumak için tıklayın.