Futbola gönül vermiş yüzmilyonlar içinde sanmayız ki sevmese dahi yakinen bilip de Eric Cantona’yı takdir etmeyen kişi çıkabilsin! Aslında ona gösterilen ilginin nedeni ayaktopu izleyicilerinin sanılanın aksine hiç de akılsız olmadığının en güçlü delili sayılsa yeridir.
Her an rakibinin gırtlağına sarılabilecek, tekmeyi kaval kemiğine yerleştirecek, yanlış düdük çalan hakemi kovalayacakmış gibi portre çizen bir futbolcu, kariyerini yaklaşık 15 sene önce sonlandırdığı halde hâlâ hatırlanıyor, hırsı ve iş ahlâkıyla yüceltiliyorsa üzerinde durup düşünmek gerek.
İki gün önce aynen onun gibi nevi şahsına münhasır bir futbolcu olan Razor Ruddock’un röportajını okurken, İngiliz futbolcunun Cantona için sarf ettiği “Maçın içinde kalçalarımı tekmeleyip hakemin bitiş düdüğünden sonra tünelde beni döveceğini söylemesine rağmen onu severim!” cümlesine takılmıştık. Bir adam oyun süresince kendisine hakaret eden, itip kakan, tekmeleyen, soyunma odasına giderken ağzını-burnunu kıracağım deyip tehdit eden meslektaşını niye sever ki? Niye olacak, Cantona olduğu için!
Ruddock’un Liverpool forması giyerken Anfield Road’da yaşadığı sıradışı bir olayı anlatalım da hakkında kanaatiniz oluşsun. Manchester United’ın 3-0 öndeyken 3-4 kaybettiği maçta nasıl olduysa Razor, üçüncü golü Schemeichel’in ağlarına kafayla gönderir ve tam da ondan bekleneceği üzere pozisyonda sakatlanır. Yedek oyuncu haklarını çoktan kullanmış Liverpool menajeri Sounness, Ruddock’un golün ardından orta saha civarında aylak aylak dolandığını görünce (beyin sarsıntısı geçirdiğini bilmediğinden) cinleri tepesine çıkmış vaziyette ona en yakın oyuncu olan Whelan’a öfkeyle bağırır;
– Söyle o lanet olasıca Razor’a, ne halt ediyormuş orada?
– Ne söyleyeyim ki? Şu an o kim olduğunun farkında değil, adını sorsam onu bile bilemez!
– Öyleyse o or.
Yazının devamını okumak için tıklayın.