Futbol sahalarında sık rastlanılan bir savunma tarzıdır “neyim var neyim yoksa verdiğim, takımımın başarısı adına yırtındığım için kendimi kaybediyor, istemeden kırıcı olabiliyorum!” dizeleri.
Öfkesini bir türlü dizginlemeyen, dizginleyemeyen asi kramponların imdadına yetişen diğer bir özür ise onları sevenlerden gelen “saha dışında aslında melek gibidir, karıncayı dahi incitmez; yeşil çimenler üstünde neler olup bitiyorsa artık bir anda çıldırıveriyor. Peki ya, onu deli edenlerin hiç mi kabahati yok?” sözleridir.
Öncelikle şu melek konusunu açığa kavuşturalım; dışarıda melek sahada iblis olmaz, melek her yerde melektir! Dahası kimse kimseden melek olmasını yahut o role soyunmasını istemiyor ki.
Tahmin edeceğiniz gibi konuyu tavırları, sözleri, aşırı hırsıyla kredisini uzun süre önce tüketen; sempatikliğini, sevimliliğiniyse çoktan yitiren Emre Belözoğlu’na getireceğiz. Üzülerek ifade etmek gerekirse geçmişte az sayıda futbolcuda ara sıra gözlemlenen yanlış tavırlar, mimikler, lakırdılar Emre’de epeydir kalıcılığa dönüştü. “Kimi örnek aldı, neden bu denli agresifleşti, cinlerini tepesine çıkaran ne, haklı mı haksız mı” suallerinin ve cevaplarınınsa bu saatten sonra önemi yok zira o, dönülmez noktayı geçip tahammül sınırlarını aştı!
Bakın gönüllerde mahkûm edilmek mahkûmiyetlerin en ağırıdır ve Emre hakkında iyi konuşanların sayısı konuşmayanlara nazaran öylesine az ki! Boğaz kesme jestleri, tribünlere kol göndermeleri, hakemlerle dalaşmalar, takım arkadaşlarıyla kapışmalar, hocasıyla polemikler derken ne kaldı ki geriye!
Özür dilemek elbette güzelliktir ve büyük anlamlar taşır.
Yazının devamını okumak için tıklayın.