Bir vakitler ünlü işadamı İshak Alaton “Türkiye’de herkes sanayici gibi yaşamak istiyor ama bunu gerçekleştirmek için sanayici kadar kazanması gerektiğini düşünmüyor” demişti. Hakikaten donanıma, eğitime, yeteneğe, cesarete, emeğe bakan yok; isteyen sınırsız istiyor.
Memur hukuku avukattan, kahvede oturan vatandaş politikayı siyasetçiden, kaldırım mühendisi futbolu teknik direktörden daha iyi bildiğini düşünüyor ve kimse ikinci bir şahsın kendisi kadar becerikli ve dürüst olacağına ihtimal vermiyor.
Yüzyıllar önce filozofun biri “Dünyada en kolay iş akıl vermek en zor şeyse işe yarar akıl vermektir” derken sanki sizle bizi işaret etmiş! Kimbilir belki de diğer seslere kulak vermeyişimizin altında yatan temel sebep “Başkalarının da kendimiz gibi boş konuştuğundan korkmamız ve itiraf edemeyişimizdir!”
Futbol Federasyonu Başkanı Aydınlar’a adaylığını açıkladığı günden itibaren soru işareti koyup şüpheyle yaklaşıyoruz, çünkü başka aday çıkma ihtimalini dahi kaosla ilişkilendirebilen bir kişinin uzun zamandır doldurulamayan o koltuğun hakkını verebilmesi mümkün değildi. Zaten “Suç bireyseldir, kulübü bağlamaz”, “İspat edilirse Galatasaray’ın kupasını alırız”, “Kendisine güvenmeyen takımlar Avrupa’ya gitmesin”... gibi sayısız veciz ifadelerle ve “6+2+200(!) yabancı oyuncuya müsaade!”, “Etik Kurulu - Yönetim Kurulu arasında dar alanda amaçsız paslarla topu sürekli öldürüp karşı kaleye hiç gitmeyiş!” tarzı örneklerle bıraktığı ilk intibaı pekiştirmesini bildi!
Ancak yiğidi öldürmeden (Niye öldürelim ki, amaç yaşatmak olmalı) son günlerin moda deyimiyle empati yaparak bir soruyu kendimize soralım; hangimiz şu günlerde Federasyon başkanı olmayı ister? Birbirinden nefret eden, Avrupa maçlarında dahi düşmanının rakibini destekleyen(!) (Hoş, buna yanlış denemez, zira sporda milliyetçilik ne kadar doğru, tartışmaya açık), ülke de vuku bulan tüm negatif gelişmeleri belirli camiaların varlığına bağlayan gözü dönmüş taraftarlara sormuyoruz elbette bu suali.
Yazının devamını okumak için tıklayın.