Yaklaşık 38 sene önce o dönemlerdeki popüler adıyla meşin yuvarlağa kulüp bazında merhaba dediğimiz günlerde kendi kendimize iki, yok yok üç hedef belirlemiştik; Milli Takım’da ve Wembley’de oynamak, kırmızı kart görmeden spor yaşantımızı sonlandırmak.
Eğer zamanı geriye sarmak imkânımız olsa hiç şüphesiz bunlara bir ek bir yeni ilave daha katmak isterdik; Wembley’deki maçtan İzmir’de oynadığımız 0-0 biten ilk İngiltere 90 dakikasında olduğu üzere gol yemeden ayrılmak ve son Fenerbahçe-Manisa karşılaşması gibi sadece bayanların ve çocukların tıklım tıklım doldurduğu stadyumda bir kez olsun oynamak.
Neymiş, bayanlar ofsayttan anlamıyormuş, sesleri çok tizmiş, bazıları sanki güne gidercesine Saraçoğlu’na gelmiş, maçı değil önündeki tv’den diziyi seyredenler varmış, son Dünya Kupası’ndaki vuvuzela gibi sesler çıkartıyorlarmış, kaybolan çocuklar olmuşmuş, vs. vs. vs... Ofsayttan anlamamanın ne zararı var ki? Hem sonra erkekler anlıyor da ne oluyor? Millet kaçan şampiyonluğu bile dakikalarca kutlarken büyük çoğunluğu muhtemelen ömrü hayatında ilk defa 50.000 kişilik stadyuma gelen kadınlara, çocuklara 94. dakikada gelen ama sayılmayan goldeki yalancı bahar sevincini niye çok görüyorsunuz ki? Hele bir kaç maça daha gelsinler ve atılan golün ardından iki hakemi de kontrol etmeden sevinmemeleri gerektiğini öğrensinler; görürsünüz sonrasında karşı cinsin sürekli yaptığı dangoşlukları bir daha yapıp yapmayacaklarını!
Maçın hakemineyse ilerleyen maçlarda Yaradan kolaylık versin! Yardımcı hakemlerin dikkatsizliğinden önemli pozisyonları atlayan, son saniyelerde gelen Fener golünü hatalı kararla iptal edip evsahibinin iki puanını engelleyen bir hakemin sahadan küfürsüz, protestosuz, polis korumasız ayrılması küçük bir mucize değilse nedir? Elbette Manisa’ya galibiyet getirebilecek golün iptalini de unutmuyoruz ancak inanıyoruz ki hakem Manisa’nın golünü verip Fener’inkini iptal dahi etse oyunu esenlik içinde tamamlardı.
Yazının devamını okumak için tıklayın.