Gidenin, düşenin, kaybedenin, koltuktan aşağı inenin duygusal yoğunluğu gözönüne alınmalı, baltalar toprağa gömülmeli diyenlerin safında yer aldık hep. Ne var ki başkanlığa soyunduğunuz gün “Başka aday çıkması futbola ihanet olur!” diyerek yola koyulup zikzaklar çizdiğinizde eleştiri yağmurundan kurtuluş yoktur.
Düşünebiliyor musunuz, henüz kendisini başkanlık koltuğuna oturtacak seçim yapılmadan “konulara vâkıf olduğunun, mükemmel kadro oluşturacağının altını çizip, iş hayatında ve voleybolda kazandığı başarıları futbola yansıtacağını vaat eden” birisi; bırakın sorunları çözmeyi, futbola çağ atlatmayı, saygınlığı arttırmayı, İsviçre semalarından gelen yazılardan dahi bihabermiş! Eğer ki hafızası onu yanıltmıyorsa, çünkü konunun muhatapları onunla aynı fikri paylaşmıyor.
Hani personel alımı, küçük montanlı ihale, maç gününü değiştirmek gibi olağan faaliyetlerden haberi olmasa neyse de, Avrupa futbolunun patronundan gelen hayati önemi haiz belgeler hakkında kendisine bilgi verilmeyen; adının etrafında spekülasyonlar hiç eksik olmayan asbaşkanla yolunu ayırmayan, neyi amaçladığı net anlaşılamayan, söylemlerini sıkça değiştiren bir başkanın, başarısızlık faturasını üçüncü şahıslara kesme hakkı yoktur. Herkese yaranmaya çalışırken kimseye yaranamayan, tabiri caizse ses verip net görüntü vermeyen eskinin televizyonları gibiydi.
Delillerle ispatlanmamış olsa bile kimi sabık Federasyon başkanlarının “Maç bağlamakla, hakem manipüle etmekle, düşeni- çıkanı- şampiyonu belirlemekle, Milli Takım rakiplerine teşvik primi göndermekle, siyasilerle kol kola girip bazı ekipleri doğramakla, güç odaklarının telkinlerine kulak vermekle!” itham edildikleri duyuldu Türkiye’de.
Yazının devamını okumak için tıklayın.