Bazı sorulara net cevaplar vermek kolay değil; yorum getirmek, mantık yürütmek, analiz yapmak icap ediyor. Asıl zorluksa matematiğin dahi gün gelip tartışıldığı, insanların sadece kendilerinin ve camialarının menfaatlerine göre doğruya ve eğriye karar verdiği ülkelerde kriter belirlemenin imkânsızlığı.
Türkiye’de oynanan futbolu isteyen istediği kadar yüceltsin, ciddiye alsın, taltif etsin netice değişmez; dünya genelinde esamisi okunmayan, müşterisi bulunmayan, talep edilmeyen, izlenmeyen lige sahibiz. Ancak nasıl bir garabetse artık o düşük seviyeli lige muazzam paralar ödeniyor.
“Bir malın alıcısı varsa satıcısı olur” yahut “malın asıl değeri satıldığında belli olur” tarzı ticaretle özdeşleşmiş klişelere genelde itirazımız olmasa da, yarım milyar dolara yaklaşan bir meblağın yerli futbola değer diye biçilmesi akıl sınırlarını zorluyor. Bir de o güzelim oyunun yan faktörlerce kirletildiği, manipüle edildiği, kimi maçların sonucuna masa başında karar verildiği iddiaları hatırlandığında resim daha da netleşiyor.
Ta başından beri memlekette dolarla naklen yayın ihalesi yapılmasını anlayamadık gitti! Bırakın kur riskini, dalgalanmasını; ekonomik açıdan iyiye gittiği söylenen bir coğrafyada kulüpler ve Lig TV neden dolar üzerinden anlaşır, anlamlandırmak güç. Aslında bu uygulamaya yayıncı kuruluşun karşı çıkması lazımdı, zira geçmişte canı esaslı yanmıştı. Öte yandan kur riskini sigortalama denen bir uygulama da var günümüz dünyasında; eğer yabancı parayı baz alarak büyük montanlı akçeli ilişkilere giriyorsanız denizdeki fırtınalara hazırlıklı olmak zorundasınız; bilhassa da bizim diyarlarda.
Yazının devamını okumak için tıklayın.