Trabzon-Fener mücadelesinin bitişiyle gazete sayfalarına ve tv ekranlarına düşen “Semih, Sadri Şener’i yumrukladı, Sadri Şener, Semih’e galiz küfürler etti!” tarzı haberlerin doğruluğundan, yanlışlığından daha önemli bir ayrıntı var aslında; “hayır, böyle bir şeyin vuku bulma şansı yoktur!” diyen çıkmayışı.
Oysa rahmetli Özhan Canaydın aramızda olsa ve futbolcunun biri “Özhan başkan bana küfür etti!” dese kendisine inanan tek kişi bulamazdı. Ya da olayı birazcık tersine çevirirsek; “Özhan Canaydın, Süleyman Seba bir futbolcu hakkında ‘Hakaret etti’ ifadesi kullansa, herhangi bir kulübü ‘Şike teklif etti!’ diye suçlasa onlara inanmayan kimse çıkar mıydı?” Anladınız değil mi; asıl problem spor dünyası aktörlerinin kalitesinde düğümleniyor. Toplum içinde Canaydınların, Sebaların sayısı artmadığı müddetçe şüpheciliğimiz sürecek ve sözümüze kolayına itimat edilmeyecek.
NBA’de geçen senenin şampiyonu Dallas Mavericks 3-0 geride götürdüğü seride son maçı da 13 sayı öndeyken kaybederek ilk sekize girme hakkını kaybettiğinde dahi, tribünde “Geçen sene yaptıklarınız için teşekkürler” pankartları göze çarpıyordu.
“Kritik 90 dakikalar oynanıyor, tansiyon yüksek!” mazereti dünyanın her köşesinde oynanan maçlar düzenli yayınlanmaya başladığından beri geçerliliğini yitirdi. Provokasyonların ve tahriklerin şiddeti ne denli yüksek olursa olsun, seyirci ve futbolcu bilinçliyse, etik değerlere sahipse, kargaşa ortamı doğmuyor, doğamıyor.
Geçen hafta Manchester derbisi şampiyonluk yarışını birinci derecede etkileyecek önemi haiz olduğu halde taraflar bunu ölüm kalım meselesi değil yalnızca maç gördüğünden başından sonuna herşey güzeldi.
Yazının devamını okumak için tıklayın.