Şikeci yöneticiden, avantasever futbolcudan, kazanmaya odaklı hocadan, takımından gayrısını sallamayan taraftardan, gerçeği kendine göre kurgulayan gazeteciden, düdük çalarken isme ve titre bakan hakemden, temiz futbol için çıkardığı kanunun ortalığı yakıp yıkacağını anlayınca kendini inkâr pahasına yenileme derdine düşen politikacıdan o kadar sıdkımız sıyrılmış ki; yalnızca gerçeği dillendirdiği için Turgay’ı nereye koyacağımızı şaşırdık.
Elbette Turgay’ın yaptığı güzelliktir ve takdire şayandır; ne var ki gole sevinmeden, rakip oyuncuların isyanını beklemeden, hakemin “Elle oynadın mı” sorusuna ihtiyaç hissettirmeden golü iptal ettirebilseydi, işte o vakit yaptığı jest tadından yenmeyecekti. Eğer kimsenin dahli ve zorlaması olmadan bunu düşünebilmiş olsa öteden beri futbolcuların diline pelesenk ettiği ve profesyonelliğin gereği deyip süslediği “sahtekârlıkla oyunun sonucuna etki etme uygulaması” can alıcı bir darbe yiyebilirdi.
Şu an olup bitenden anladığımız “Turgay’ın özünde doğru bir insan olduğu ve hakemin ona yönelttiği sualde yalan söylemeyi kendine yediremediği”dir. Ve doğruyu söylemek gerekirse rakip takımın hakeme baskısı olmasa, o asil tavrı gösterebileceği şüpheliydi. Hocasının kendisini kapalı kapılar arkasında da tebrik etmesiyse önemli zira nice teknik adamın gönlü bu tip şövalyeliklere sımsıkı kapalıdır!
O Bursa Stadyumu vakti zamanında sonraları çok meşhur olacak bir futbolcunun “Penaltı!” diye bağırmasıyla görmediği pozisyonda 11 metre atışına hükmeden hakem bile ağırlamıştı.
Yazının devamını okumak için tıklayın.