Yeşilçam’ın Yeşilçam olduğu zamanlarda geniş halk kitlelerinin sevgisine mazhar olmuş film yıldızlarının birkaç şarkı ezberleyip, biraz şan dersi alıp, iki-üç tuvalet diktirtip sahneye çıkması âdettendi. Bu sayede onlar paralanıp banka hesaplarını şişirirken dinleyici kulaklarıysa günlerce kendine gelemezdi! Aynen yedi asır önce Sadi’nin “Civa getirip kulağıma dökün ki sağır olayım, bu sesi ömrüm oldukça bir daha duymamayım!” kabilinden yakındığı gibi...
İşte “Haddini bilmeyen hiçbir şeyi bilemez” misali, değil bülbül misali şakımak, karga kadar dahi sesi vermeyen ünlü bir artist sabun köpüğü gibi başlayıp sönecek sahne hayatı esnasında hedefini “Radyo sanatçısı olmak istiyorum” diye açıkladığında gazinocular kralı Fahrettin Aslan dayanamayıp “Eğer o radyo sanatçısı olursa Allah o radyonun hoparlörlerini patlatır!” diye isyan bayrağını çekmişti.
Şimdi biz de diyoruz ki, Başbakan, değil sabahtan akşama 2011’den politik hayatı bitimine dek esip gürlesin, milyon değil milyar dolar tanıtım parası harcasın, delegelere katlar- yatlar- şatolar hediye etsin; Türkiye olimpiyatları alamaz, alamamalı da. Çünkü sporu ve sporcuyu sevmeyen, yalnızca futbolcuyu, basketbolcuyu ve madalya getireni seven, aslındaysa kendinden başka hiç kimseyi gerçek manada sevmeyen, aktif sporu değil seyirci konumunu yeğleyen, güzel oyuna ve seyir zevkine değil galibiyete odaklanan, milli maçlara hile-hurda karıştıran, kazananın yüceltildiği kaybedenin aşağılandığı, insanların spor salonlarına ve stadyumlarına kavga çıkarmak-hakaret etmek için gittiği, yollarda arabaların insanlardan daha fazla önemsendiği, vatandaşın vekiline- askerine- polisine- yargısına- gazetecisine- sendikacısına- sporcusuna- avukatına- bürokratına velhasıl kendisi dışında kimseye güvenmediği bir ülkeye neden olimpiyat versinler ki?
Lobi yapmak elbette yadsınamayacak derece de önemli bir faaliyettir ancak alanlarında marka olmuş, yaptıkları işle özdeşleşmiş, hayata kendi penceresinden bakabilen, insanlarla sıcak ilişkiler kuracak çapta sanatçımız, sporcumuz, siyasetçimiz, çığır aşan ilim adamımız olmadıktan sonra “Güneşimiz parlak, tarihimiz eşsiz, mutfağımız leziz” ve para saçacağız diye olimpiyat verirler mi bize?
Bir Mandela adının Güney Afrika’ya Dünya Kupası’nı getirdiğini inkâr edebilir miyiz? Yaşar Kemal ve Orhan Pamuk dışında dünya çapında romancımız mı var? O müthiş yeteneğinin ve sportif başarısının getirisini hiçbir alanda (ne kişisel ne de ülke menfaati anlamında) yeni ufuklara tahavvül ettiremeyen Naim Süleymanoğlu acep nerededir şimdi? Dopingle suçlanan diğer cep herkülümüz haricinde bir de dünya çapında bir bayan atletimiz vardı değil mi? Neylersiniz ki o da yasaklı madde kullanımından cezalı! Dağda domuzu eksik denecek ölçüde servete sahip Hidayet diye bir NBA oyuncumuz vardı galiba; hani Başbakan’a “Para önemli değil ama hani şu primler!” diye tv ekranları karşısında ettiği laflardan sonra adı modern dilenciye çıkan basketbolcu.
Yazının devamını okumak için tıklayın.