Çocukluğumuzun hüküm sürdüğü günlerde hemen tüm arkadaşlarımız gibi onulmaz bir Muhammed Ali hayranı olduğumuzdan, allem edip kallem edip gazoz içmeyip, sinemaya az gidip, sokaklarda satılan köfte-ekmeğe yüz vermeyip boks eldiveni almış ve mahalle arasında “Kelebek gibi uçup arı gibi sokmayı!” denemiştik.
İnanılmaz zevkli geçen maçlarda yaşanan tek sorunsa adil hakem bulmaktan ziyade bir çifti 75 lira olan Kral marka eldivenlerin ikinci çiftini alacak paramızın olmayışı; bu yüzden diğer elimize ucuz idman eldiveni takışımızdı. Zamane boksörlerinin genellikle kum torbası döverken kullandığı o ince eldivenlerle yumruk yendiğinde can çok yandığından, mahalle kuralları gereği sadece maç eldiveniyle vuruş yapabiliyor, diğer eldivenle burnu kırdırmamaya, dişleri döktürmemeye çabalıyorduk!
Boks sevdalıları alınmasın lakin fıtratımıza son derece ters bir spora geçici süreliğine de olsa ilgi duymamızın sebebi açıktı; yurtdışında Muhammed Ali- Joe Frazier- Vyacheslav Lemeshev, ülke içinde Cemal Kamacı- Celal Sandal- Seyfi Tatar üçlüsü.
İnançları ve savunduğu değerler adına Vietnam Savaşı’na karşı çıktığından Ağır Sıklet Dünya Şampiyonluğu unvanını masa başında kaybeden Muhammed Ali’nin, yeniden var olma savaşında Frazier’in karşısına çıkıp yenilişinde karalar bağlamıştık. 1971’in 9 martında Madison Square Garden’da yere sırtüstü kapaklanan, dayağı yiyen şahsımız olsa, canımız o kadar yanmazdı. Çünkü evrenin en güçlü adamı 11 yaşında bir çocuğun gözünde artık yenilmez değildi.
Yazının devamını okumak için tıklayın.