Modern insan karmaşık bir insan. Onu tek bir tanıma sokarak açıklamak mümkün değil. Modern insan bir tür “kavşak”; içinden kapitalizm, sanayi toplumu, “medenileşme”, “kamusallaşma”, ulus, milliyetçilik, rasyonalite vb. geçen bir “kurgu”... Ama aynı zamanda bu modernlik kurgusunun hiçbir zaman tam olarak da kuşatamadığı, unutması beklenen “eski”yi bünyesinde az veya çok taşıyan, unutamadığı zaman ya direnen ya da bundan utanan ve bu yüzden gerilimlerle dolu, sürekli bir inşa hali...
Modernist kurgunun –olabildiği kadar– ele geçirdiği insan, dünyaya kibirli bakan bir insan. Bütün dünyanın doğal zenginliklerini, kaynaklarını kendi emrine amade gibi görüyor. Onu kuşatan çevrenin kendini yeniden üretmesi, yaşamaya devam etmesi hiç derdi değil. O çevreyi sömürebildiği kadar sömürmek, onun için “sömürmek” kelimesiyle anlaşılan bir durum değil; bu onun “hak”kı... ilerlemenin ve aklın yolu... ve bu ona göre “normal”...
Modernleşen insanın sömürdüğü çevre sadece doğal zenginlikler değil. Modern insan aynı zamanda kendi türünü de, kendisi kadar “modernleşmemiş” olan insanları da sömürmeyi kendi hakkı olarak görüyor; onların üzerinde tasarruf hakkı olduğunu varsayıyor.
Modern insan sadece “akıl” ile hareket ettiğini varsayan ve sahip olduğu aklı “Tanrı” yerine koyan bir kibir abidesi. Bu akla yeteri kadar sahip olmadığını düşündüğü canlılara, türlere ve diğer insanlara yukarıdan bakan; üstünlüğünü ispat etmek için, her türlü “iktidar teknolojisini” kullanmaktan çekinmiyor.
Yazının devamını okumak için tıklayın.