Hrant Dink’i öldürdüklerinden beri tam beş yıl geçti!
Vicdanlarımız aralıksız olarak kanıyor... Hrant’ı katleden derin şebeke, içinden sadece üç tane tetikçiyi feda ederek, mahkemeyi sonlandırma operasyonuna son noktayı koyacak muhtemelen...
Bu memlekette haksızlıklar ve adaletsizlik hiç bitmedi... Her dönem farklı derecelerde de olsa, türlü çeşitli baskı, zulüm, cinayet, işkence ve aşağılamaya tanıklık etti.
Çocukların oynadığı tarzdaki oyunlara benzer bir şekilde gözlerinizi kapatın ve parmağınızı rastgele “Türkiye tarihi” adlı bir kronolojik oyun tahtasına koyun... Iskalamazsınız; her halükârda boş çıkmaz... Parmağınızı koyduğunuz tarihten sayısız insanlık suçu, acımasızlık, insansızlık, adaletsizlik ve insanın böğrüne oturan bir travma çıkar...
Geçen perşembe günü Taraf gazetesinde, 78’liler Girişimi sözcüsü Celalettin Can, 12 Eylül işkencehanelerinde kendisinin maruz kaldığı ve aylarca süren işkenceleri, bir hemşireye günlerce süren tecavüzleri ve işkencede öldürülen iki ülkücü çocuğu anlatıyordu. Yani elinde silah, sopa, omzunda rütbe, ruhunda resmiyet ve devlet olan birilerinin “solcu”, “sağcı”, kadın, erkek ayırmadan yaptıkları “yok etme” faaliyetleriydi bunlar... (Sadece “faaliyet” diyorum, çünkü vahametin derecesini anlatacak kelime gelmiyor aklıma...)
Bu faaliyetlerin öncesi de var, sonrası da...
Mesela... İşte aleni olarak, utanmazca yapılan işkenceleriyle, idamlarıyla meşhur 27 Mayıs, 12 Mart darbelerinin ve tabii ki darbelerin şahı 12 Eylül’ün yanında, 28 Şubat darbesi de psikolojik işkencenin en “başarılı” olduğu bir darbe oldu. Olağanüstü ama bir o kadar da sefil bir organizasyonla (Fadime Şahin, Aczmendiler, kasetler, “brifingler” vb.
Yazının devamını okumak için tıklayın.