Başbakan Erdoğan, “Benim ifademde dindarlar, dinsizler diye bir ifade yok. Dindar bir gençlik yetiştirme var” demiş.
Tabii olabilir böyle bir niyet... Türkiye Cumhuriyeti’nin tüm tarihi boyunca “Atatürkçü, laik nesiller” yetiştirilmek istendiği gibi... Sovyetler Birliği’nde dönemine göre “Leninist”, “Stalinist”, “ateist”, İran’da “kendini İslam devrimi için feda edecek nesiller” yetiştirilmek istendiği gibi... 12 Eylül darbecilerinin “boyun eğen”, “uysal yaratıklar” ya da MHP’nin “milliyetçi-ülkücü” nesiller yetiştirmek istediği gibi...
Yani gücü elinde bulunduranların, kendilerince “en doğru olan insan türünü” yetiştirmek üzere hayal kurmaları kaçınılmaz.
Ancak, toplumu kendi hayalindeki imaja tam anlamıyla uygun şekilde yetiştirmek pek mümkün değil. Bu hiçbir yerde tam olarak gerçekleşmedi; her yerde, her farklı uygulamada plana uymayan nesiller ortaya çıktı. Çünkü egemenlerin stratejisi ne olursa olsun, insanlar sadece yukarıdan verilen derslere bağımlı kalmazlar. Belki güçleri oranında uyumlu görünebilirler ama bir insan sadece yukarıdakilerin politikalarına bağlı ve bağımlı kalmaz; tarihsel arka plan, kültürel kimlikler, sınıfsal aidiyet, hafıza, siyasal çatışmalar ve tabii ki gündelik hayatın karmaşıklığı plan-proje falan fazla dinlemez.
Sovyetler Birliği’nde uygulanan “ateist” politikaya rağmen, sistem çöktükten sonra, neredeyse ânında, o koskoca Sovyet dünyasının her köşesinde kilise ve camiler pıtrak gibi çıktı. Ya da neredeyse 90 yıldır, bitmez-tükenmez bir inatla, devletin bütün imkânları seferber edilerek Atatürkçü nesiller yetiştirilmeye çalışılmış olmasına rağmen, Türkiye’de çok güçlü bir İslamcı hareket çıktı, AKP gibi bir parti iktidara geldi; bütün milliyetçi tornalara rağmen, Kürt kimliği kazınamadı.
Hatta “sınıfsız, kaynaşmış kitleler yaratacağız” dedikçe, tam tersine, bol miktarda sınıflı ve de hatta birbiriyle değil kaynaşmak, birbirinden nefret eden kutuplaşmış kitleler yaratmayı da başardı Cumhuriyet’in sosyal mühendisleri.
Yazının devamını okumak için tıklayın.