Herkesin bildiği Dersim katliamları ile ilgili olarak CHP Milletvekili Hüseyin Aygün’ün yaptığı açıklamalar, arkasından Başbakan Erdoğan’ın “devlet adına özür dilemesi” Türkiye’nin geçmişiyle yüzleşmesi bakımından çok önemli bir adımdı.
Aslında toplum, farklı kesimleriyle bu memleketin tarihinin farklı sayfalarıyla çok uzun zamandır “yüzleşiyor”. Daha doğrusu, bir ölçüde herkes kendinde varolan yaraları, travmaları konuşup toplumun geri kalanını yüzleşmeye çağırıyor. Genellikle, bu karanlık sayfalara dair her şey konuşuluyor olsa da, bu “her şeyin” içindeki sayfalar birbirinden ayrı duruyor; genellikle herkes kendi acısıyla uğraşırken, diğerlerinin acılarına kulakları sağır kalıyor.
İşte Dersim bu açıdan çok önemli; çünkü toplumun en tepesinde, onun temsil edildiği yerde dile gelen bir yüzleşme başka yüzleşmeleri de çağırıyor. Ve, ne kadar zamana yayılacağını bilmek pek mümkün olmasa da, 1915’le, İstiklal Mahkemeleriyle, Varlık Vergisi’yle, 6-7 Eylül’le, 1 Mayıs 1977’yle, Maraş’la, tüm darbelerle, Kürtlere devlet eliyle yapılan bütün ezalarla yüzleşmek de er veya geç gerçek olacak. Bir gün, devletin en tepesinde “bunlar hepimizin derdidir” denerek, her toplumsal kesimin ayrı gibi görünen dertlerine sahip çıkacağız. Bizim ve başkalarının hafızalarına sinmiş olan yası beraber tutacağız; yaralarımızı birlikte iyileştireceğiz.
Şekilsiz ve acı çeken ruhlara “yüzleşerek” isim koymuş olacağız; onlara isim vererek, onları “tanıyarak”, hem kendimizi, hem de o ruhları huzura kavuşturacağız. Meşrebimize göre, iç huzuruyla, “başkalarının da” bedenlerinin toprağın altında “ışık içinde yatmasını” dileyeceğiz ya da geçen 26 kasımda yapılan “Kardeşlik, adalet, barış” yürüyüşünün sonunda Mazlumder İstanbul Şube Başkanı Cüneyt Sarıyaşar’ın, Türk’üyle Kürt’üyle kaybettiğimiz bütün gençler için yaptığı gibi, “başkalarının” da ruhlarına Fatiha göndereceğiz.
Yazının devamını okumak için tıklayın.