Geçen perşembe günü Samsun’da, kent meselelerinin tartışıldığı “Samsun Sempozyumu”na katıldım. Sempozyum “Samsun’a bir parantez açıyoruz” alt başlığıyla Samsun’un meselelerini merkeze almış olsa da, aslında Samsun vesilesiyle Türkiye’nin şehirlerinin hâl-i pür mealini yeniden düşünmek için anlamlı bir toplantıydı.
Samsun kendisine bir kimlik arıyor; geçmişten bugüne, çevresiyle ve merkeziyle bu şehrin nasıl daha anlamlı, daha yaşanılabilir bir hale gelebileceği üzerine kafa yoruyor.
Samsun bildiğimiz bir Türkiye kenti... Tabii ki gene de her kentin olduğu gibi Samsun’un da kendine özgü sembolleşmiş özellikleri var. Bu özelliklerin başında da “19 Mayıs” var. Yani Mustafa Kemal’in “Bandırma gemisinden inip Anadolu’ya ayak basması” Samsun’un kaderini neredeyse belirlemiş; şehir bu olayın izleriyle tanımlanmış durumda...
Sahilde yapılan yeni bir yeşil alana “Amazon heykeli” gibi birtakım ilave semboller konmuş olsa da, esas olarak kentin “kimliğini” “19 Mayıs” ve türevleri sımsıkı kuşatıyor; tabii ki vatan sathında görülebilecek Atatürk bulvarı, Cumhuriyet caddesi gibi çok “orijinal” işaretlerin yanında, “İlkadım”, “Atakum”, “Atakent” gibi başka işaretler de mekânı tanımlıyor.
Ama Samsun, bu “kimliğe” rağmen, Karadeniz’in diğer kentlerine kıyasla daha da önemli bir “kimlik” sorunu yaşıyor. Yani her yerde bir “19 Mayıs kimliği” görünür olmasına rağmen, sahiplenebileceği, kendisini anlatabileceği bir “kimliği” yok. Çünkü 19 Mayıs etiketi kendisinden önce gelen her şeyi silmiş durumda.
Yazının devamını okumak için tıklayın.