Zenginlik – Beşiktaş hırslı, gayretli ve azimliydi; ama bütün zenginliği bu kadardı. O delişmen tempo ve mücadele Leo Franco’nun kalesini sarsan ama yıkamayan iki kafa vuruşundan fazlasını getirmedi. Koca bir sezon boyunca belirli bir oyun planı geliştirmezsen olacağı budur işte. Nitekim Tello, Nobre, Ekrem Dağ ve Holosko birçok pozisyonda pürtelaş birbirlerine Fransız kaldılar. Mustafa Denizli besbelli üç gün önce zorlu bir Avrupa deplasmanında ecel terleri döken rakibinin yorgunluğuna bel bağlamıştı, fizik gücüyle sonuca ulaşmayı düşünüyordu, ama karşısında çatır çatır mücadele eden bir oyuncu topluluğu buldu. En az senin kadar savaşan bir takımı ancak futbol aklı ve becerisiyle dize getirebilirsin; fakat bu sezon Beşiktaş’ın böyle bir zenginliği yok. Siyah-beyazlıların işi Rüştü’nün okuyacağı dualara kalmış, ama görünen o ki, bunlar da pek bir işe yaramıyor.
Forvetsiz oyun – Tempolu, heyecanlı, sıkı bir maçtı, her ne kadar gol pozisyonları cılızsa da. Ne şiş yansın ne kebap mantığıyla maç anlatmayı marifet sanan spiker tayfasının ağzıyla Galatasaray galibiyete daha yakın taraftı. Rijkaard’ın göğüs göğse çarpışmaktan kaçınmayan eldeki oyuncuların arasına bir de Barış’ı katması takımın direncini arttırmıştı. Nitekim Beşiktaş’ın kuru gürültü futboluna pabuç bırakmadılar, Rüştü’nün kalesine daha seri indiler. Tek bir dertleri vardı, o da ilerde çoğalamamak.
Yazının devamını okumak için tıklayın.