Onca yıldır top oynarım, kaleyi bir kez olsun tam karşıdan görmüşlüğüm yok. Sıçarım böyle topçuluğun içine. Taç çizgisi boyunca ileri geri koştur dur. Hayat mı lan bu? Atarlar seni sahanın en dip köşesine, sonra da “halka en yakın oyuncu” derler alay eder gibi. O halk sevgisini kafana bilumum yabancı madde atarak göstermese hadi neyse, ama bazı günler bir torba dolusu bozuk para, cep telefonu, çakmak toplarsın, tabii birkaç tanesi daha önce kafanı gözünü yarmamışsa. Ee halka yakınsın ya, rakip seyirci mutlaka ninenin, annenin, karının ve bacının mutlaka halini hatırını sorar. Rakip tribünlere kulağını tıkamasına tıkarsın da kendi taraftarının böğürtüsünü nasıl duymazlıktan geleceksin ki? “Ulan senden âlâ boğaz köprüsü mü olur!”
Hoca “çıık” diye yırtınırken ağır abi konumundaki stoper neredeyse formandan çekiştirir: “Sakın yerinden kıpırdama!” Sızlanırsın: “Hoca çık diyor ama!” Rakibin turbo forvetinden tırsan stoper abi yere tükürür: “Siktir et pezevengi, ne biliyor da ne konuşuyor!” Şamar oğlanına dönersin. Dış kapının mandalısın ya, takımda herkes sana bağırır. Aklı akşam izbe bir otel odasında buluşacağı manitada olan stoper amcam adamını kaçırmıştır, ama kabak senin başına patlar. “Niye ters kademeye girmedin lan?” Hay kafanıza ters kademe kadar taş düşsün emi! Yahu bir dakika önce üç defa peş peşe 80 metre gidip gelmişsindir, onu hatırlayan yoktur.
Yazının devamını okumak için tıklayın.