Orhan Duru’nun anısına saygıyla Hermafrodit baktı pencereden arabaların işgali altındaki sokağa, çocuksuz, ağaçsız, çamurlu. Kahveci Emin geçiyordu yayvan adımlarla, elinde tespih, başında sarı-kırmızı kukuleta. Görünce penceredeki uzun saçlı Hermafrodit’i dil çıkardı, pabuç kadar: “Ulan ne Hermes oldun ne de Afrodit! Senin bu kararsızlığın yüzünden burnumuz boktan çıkmıyor” diye söylendi, mendebur surat. “Sana ne lan? Keyfimin kâhyası mısın?” diye tersledi Hermafrodit, artık o da sözünü sakınmıyordu. Mahallede birinin başı ağrısa Hermafrodit’ten bilinirdi. “Attırdın gene Ümit’i ümitsiz bıraktın bizi, kırdın kolumuzu kanadımızı!” dedi Kahveci Emin, yere tüküren, gizli gizli kumar oynatan. “Attıracağım şimdi aşağı bir şey, göreceksin ananın örekesini!” dedi Hermafrodit, uzun saçlı, memeli, çüklü.
Başladı aşağı doğru tükürük saçmaya. Galatasaray sahaya değil, kendisine yenilmişti, yine her zamanki gibi. Bunu anlamak için bakmak yeterliydi futbolcuların sahayı kontrol ederkenki yüz ifadelerine. Bu buzlu sahada nasıl oynayacaklarını düşünüyorlardı kara kara. Vardı akıllarında Uğur, hani geçen sene Konya’da şehit düşen, şimdi kapılmışlardı sular seller gibi “ya biz de sakatlanırsak” korkusuna. İlk yarıda şişirip durunca topu Sivaslı topçular, top dubaya döndü. Ne vakit indirdi yere meşin yuvarlağı Sivas, değişti işin rengi, havada leylek aramaktan kurtuldular hem, hem de başladılar rakip kaleye doğru koşmaya ailecek tezayak.
Yazının devamını okumak için tıklayın.