Bu sene heyecan ögesini diri tutan iki takım var: Fenerbahçe ile Trabzonspor. Diğer tabii senatörler lige erken havlu atmakla kalmadılar, üstelik kalan maçları tam bir işkenceye çevirmeyi de başardılar. “Kümede kalma mücadelesi” artık geçmiş güzel günlerden kalma bir hoş sada! Hatırlayın, Beşiktaş’ın şampiyon olduğu sene tam on takım hayat memat savaşı veriyordu. Şimdi gidiciler bavullarını topladılar bile, hem de kaç hafta öncesinden. Bursa’yla Gaziantep arasındaki hafif bir üçüncülük çekişmesini saymazsak, ligde yaprak kımıldamıyor. Zirve hariç. Hah işte orada kuvvetli rüzgârlar esiyor. Kimin ayakta kalacağını kestirmek güç.
Gönül isterdi ki, bir ipte oynamaya çalışan bu iki cambaz birbirlerinden saygıyı esirgemesin. Sonuçta şampiyonluk kupasını değerli kılan en önemli şey, kendi hünerin değil, rakibin azmidir. Eğer diğer takımın döktüğü göz nurunu öpüp başına koymuyorsan ne kazandığının ne de kaybettiğinin bir değeri vardır. İşin sonu mağrurluğa ya da husumete çıkacaksa, eksik olsun öyle şampiyonluk.
Onca suçlamadan, onca hırgürden sonra kazanan kaybedeni hangi yüzle teselli edecek? Kaybeden kazananı hangi yüzle alkışlayacak? Aykut Kocaman Trabzon’a verilen penaltıların incelenmesini isterken Sadri Şener de Kayserispor kalecisi Volkan Babacan’ı bilerek gol yemekle itham etmişti. Allahın sopası yok işte, kim ötekini neyle suçladıysa aynısı başına geldi. Birbirlerini hileyle hurdayla suçladıkları yetmezmiş gibi bir de Bursa’ya ve Eskişehir’e de çamur attılar. Neymiş? “Bize karşı kelle koltukta direndiler, onlara karşı hiç sıkmadılar!” Medya dersen, o başka bir âlem.
Yazının devamını okumak için tıklayın.