Sevgili morukçuğum, kusura bakma, mektubuma böyle yalaka bir hitapla başladığım için. “Bırak lan bu sevgili ayaklarını” dediğini duyar gibiyim. Haksız da sayılmazsın hani, ölüler saygıyla anılmalıdır. Ama inan ki, “sayın morukçuğum” daha tuhaf kaçardı, hele de onca yıllık arkadaşlıktan sonra. Ne yazık ki, güzel Türkçemiz merhumlara seslenme konusunda çok fakir. Kimbilir belki de onları adam yerine koymadığımızdandır. İşte o yüzden çoğunlukla arkalarından konuşuyoruz. En azından bu konuda sizleri yaşayanlarla bir tuttuğumuz kesin.
Haberin olsun, sen hapse düşünce biz de senin kulaklarını az çınlatmamıştık doğrusu. Lise müdürünün evini güpegündüz kundaklamak da neyin nesiydi ki? Tamam, bekâret kontrollerini kendine iş edinen bu iğrenç herif senin uzaktan uzağa sevdiğin gamzeli kızın hayatını karartmıştı. Ama gencecik yaşta sen de kendi hayatını karartmak zorunda mıydın be adam? Hem kızın sevgilisi varken sana ne oluyordu ki? Doğruyu söyle, senin zorun kimleydi? O pis herife mi yoksa başkasını seven o gamzeli kıza mı?
Sen kodese girince, “orada bir yolunu bulup kesin kendini öldürtür bu adam” diye arkandan seni makaraya sarmıştık. Çok çabuk surat asar, maraza çıkarırdın çünkü. Annenle babanın hep kardeşini kayırdıklarını düşünür, sık sık evden kaçardın. Levo’yla ben kahvede ne zaman briçe otursak sen hemen küfür kıyamet kendini dışarı atardın. Madem dünya sana karşıydı, sen de dünyanın suratına çarpardın kapıları. Madem başkalarının sevgisini kazanamıyorum, nefretini kazanayım bari mantığını kılavuz seçmiştin kendine.
Yazının devamını okumak için tıklayın.