Theo Reizinger (
futbol kuramcısı): “Ne yalan söyleyeyim, Fepti Ahon’u tesadüfen keşfettim. O günü ölsem unutmam: 29 Aralık 1960. “Birinci Dünya Savaşı Öncesinde Uzaktan Şutun Estetik Ânı” başlıklı bir tez hazırlıyordum. O zamanlar araştırma aşkıyla tutuşan çiçeği burnunda bir bilim adamıydım. Ama yine de aylardan beri Berlin’in tozlu arşivlerinde sürdürdüğüm inziva hayatı artık canıma tak etmişti. Her gün onlarca maç izlerken boşa kürek çektiğim duygusuna kapılıyor, böyle zor bir işe kalkıştığım için avanaklığıma yanıyordum; çünkü kameralar o kadar yavaştı ki, futbolcular şişenin dibini bulmuş sarhoşlar gibi beceriksiz görünüyorlardı. Her şey düşüp kalkmacalı bir Şarlo filmi gibi komikti. Bu görüntülerden bir güzellik devşirmek için gömülü korsan hazinelerinden daha zengin bir hayalgücüne ihtiyaç vardı. Canımdan o kadar bezmiştim ki, araştırma faslını oracıkta kapatmaya karar verdim, hem görmüştüm göreceğimi, daha fazla uzatmanın bir âlemi yoktu. Ama evdeki hesap çarşıya uymadı. Göz ucuyla baktığım son maçın karşısına çakıldım kaldım, bir daha da başından ayrılamadım. Aslında alelade bir maçtı, insana vay be dedirten tek bir pozisyonu bile yoktu. Ama bu maçta adını koyamadığım bir tuhaflık vardı. Görüntüleri bıkıp usanmadan defalarca pür dikkat izlediğim halde hiçbir şey bulamadım. Tam havlu atacakken, arşiv müdürü Björn Kraus içeri daldı: “Hadi Theo, paydos zamanı! Bırak şu verkaç zımbırtılarını da bir tek atmaya gidelim.” İşte o anda bende jeton düştü. Steglitz GB’nin bir oyuncusu habire topu bir arkadaşına veriyor, sonra koşu yoluna atılan tek pasla rakibin savunma hattını yarıyordu.
Yazının devamını okumak için tıklayın.