Bu ülkede şiddet karşı çıkılması gereken bir haksızlık değil, büyükten küçüğe doğru elden ele aktarılan bir mirastır. O yüzden hak filan aradın mı, ânında bir tokat yüzünde patlar. Hem de ne patlayış. Beş parmağın izi kırk metre öteden görünür.
Resmî ideolojiye ters düşenin vay haline.
Kürt’sen, “benim başım kel mi, ben de anadilimde eğitim görmek, siyasi mekanizmalara katılmak istiyorum” diyorsan, senden bir mezar taşını bile esirgiyorlar. Ermeni’ysen, “ya, 1915’de ne oldu” diye soruyorsan, hemen bir köpek bulup ensene kurşun sıktırıyorlar. Alevi’ysen, “zorunlu din dersi kaldırılsın” diyorsan, kapına çarpı atıyorlar, sonra çoluk çocuk demeden aileni kesip doğruyorlar. Başörtülüysen, “yok” diyorlar, “sen üniversiteye gidemezsin, senden hâkim, savcı, öğretmen olmaz”, sanki başörtüsü taktın mı, haysiyet denen şeyi çıkarıp askıya asıyorsun. Maazallah eşcinselsen, yandın arkadaşım, ne sokaktaki adam sana yaşam hakkı tanır ne de devlet. Kadınsan, hayatı zindana çeviren kocandan ayrılmak istiyorsan, seni değil polis, melekler bile koruyamaz, sokak ortasında kurşun yağmuruna tutulursun, tabii daha önce dayaktan ölmemişsen. İşçiysen, o zaman lanetli adamın tekisindir; yedi kat yerin dibinde ter dökersin, sonra haklarını tırpanlayan Torba Yasa’ya itiraz ettin mi, meydanlarda eşek sudan gelinceye dek döverler seni, yetmedi bir de üzerine biber gazı sıkarlar, feleğini şaşırırsın. Çöp toplayarak geçinen yoksullardan tutun da sokak köpeklerine varıncaya dek uzanan bir şiddet zinciri. Hak arayamazsın, daha özgür, daha adil bir dünyanın hayalini kuramazsın, kurdun mu ananı bellerler.
Yazının devamını okumak için tıklayın.