Top tıngır mıngır kaleye girerken Jean Jacques Genf nereden geldiği belirsiz bir leylak kokusuyla irkildi; kör gözü sızlamıştı. Oysa kale arkası tribünü her zamanki gibi fosur fosur sigara içen sarhoş heriflerle doluydu. Olympique Marseille’in attığı gol her azılı Paris St. Germain taraftarı gibi onu da can evinden vurmuştu. Fakat ıstırabının kaynağı bu değildi. Daha ziyade o esrarengiz leylak kokusunun kafasında tutuşturduğu soru ateşiydi: Bu golü daha önce nerede görmüştü?
Tuhaf bir soruydu. O da farkındaydı bunun. Tamam, insan insana benzer, ama ya gol gole? Hem benzese bile ne çıkardı bundan? Sonuçta bütün goller birbirine benzerdi. Hayır, bu gol başka bir golü andırmıyordu. Tam tersine, başka bir golün tıpatıp aynısıydı. Mesele de buydu zaten. Fransa’nın en ünlü dedektifi Jean Jacques Genf bu golü daha önce gördüğüne yemin edebilirdi.
Köşeli geometrik şekilleri çağrıştıran paslarla örülmüş bir atağın sonundaki bu golde hiç kimsenin bir hatası yoktu. Herkes durması gereken yerdeydi, herkes yapması gerekeni yapmıştı. Alan paylaşımıysa alan paylaşımı, adam tutmaksa adam tutmak, hamleyse hamle. Ama sonuç gene de goldü işte. İlahi bir cezaydı sanki. Kimbilir hangi günahların bedeli? Yine de bir düşünce kafasını kemiriyordu; ya peki çok doğal bir açıklaması varsa bu golün? Ah bir hatırlayabilseydi, daha önce nerede gördüğünü? Oysa tek gözlü zehir hafiye birçok karmaşık vakayı sadece sivri zekâsıyla değil, hafızasının kuvvetiyle de çözmüştü. Artık iyice yaşlanıyordu herhalde.
Jean Jacques Genf aylarca o golü düşündü. Karanlık bir cinayeti aydınlatırken, zengin kocasını aldatan bir aşüftenin peşinde sabahlara kadar ömür tüketirken, izbe sokaklarda tipi kayık heriflerin suratını darmadağın ederken aklı hep o goldeydi.
Yazının devamını okumak için tıklayın.