Bu topraklarda çarpık bir hakem algısı var. İnsanlar onu hâkimle karıştırıyorlar. Habire ondan adil kararlar bekliyorlar. Oysa 90 dakika boyunca soluk almadan pürdikkat düdük üfleyen bir adamdan adalet beklemek ahmaklığın daniskasıdır. Gözünü hiç mi kırpmayacak bu adam? El insaf. Meraklanmayın, insanımız ahmak değil, tam tersine aşırı kurnaz. Böyle mağdur ayaklarına yatarak hak hukuk peşinde koşturmasının altında çok ince bir hesap yatıyor: Beni kayırın, bana iltimas geçin, ötekilerin de canına okuyun. Piyasada tekelleşmek için her türlü pisliği yapan işadamının mantığıdır bu. Kulüpler para babalarının çiftliğine dönüştüğünden beri bu mantıkla yönetiliyor.
Hakem de ikiyüzlüdür, çünkü muktedirlik hevesiyle maluldür. “Tanrı’nın Küçük Oğlu” olduğuna gönülden inanmıştır, az sonra çarmıha gerileceğini bir an bile düşünmez. 90 dakikalığına tanrılığa özenmenin parıltısı gözlerini kör etmiştir. Acılara kayıtsız kalan Tanrı’nın en büyük özelliği değil midir körlük?
Mustafa Kamil Abitoğlu topun içeri düştüğünü göremezdi, çünkü durduğu yer buna engeldi. Yardımcı hakem de göremezdi, çünkü defanstaki en son oyuncunun hizasında duruyordu, yani tam da olması gereken yerdeydi. Bazı aklı evveller yardımcının yıldırım hızıyla korner bayrağına inmesi gerektiğini söylüyorlar. Toptan daha hızlı hareket edemediği gerekçesiyle bir insana fırça atmak ancak bu topraklara özgü bir garabettir herhalde. Bunu “neden aynı anda iki yerde olamadın” şeklinde bir eleştiri şaheseri izlerse, kimse şaşırmasın. Yardımcı hakem nasıl kanatlanıp uçacak, nasıl kendini ışınlayacak, bakın orası tam bir meçhul.
Yazının devamını okumak için tıklayın.