Allaha havale – Ligde başa güreşen iyi bir takımınız var. Futbolcularınız sahada canla başla mücadele ediyor. Üstelik iş ahlâkı alkışlanacak düzeyde. Kupanın ilk ayağını 3-0 kaybetmiş olmanıza rağmen teslim bayrağını çekmiş değilsiniz, tam tersine ikinci maç öncesinde umutlarınız öyle diri, özgüveniniz öyle yüksek ki, “Neden onları 4-0 yenmeyelim” diye demeçler veriyorsunuz. Nitekim futbolcularınız o azimle sahaya çıkıp lig liderine dünyayı zindan ediyor, tam başardım dediğiniz anda, heyhat, son saniyede yediğiniz gol sizi iki büklüm yere seriyor. Üzüldünüz, kederlendiniz, adına futbol denen şu oyunun kalleşliğine hayıflandınız. Evet, siz böyle bir takımın teknik direktörü olsanız medyanın karşısına nasıl çıkardınız? Elbette başı dimdik bir halde, öyle değil mi! Sonuçta takımınız büyük bir mucizenin eşiğinden döndü. Ama hayır, Ertuğrul Sağlam süklüm püklüm bir edayla maçın hakemini Allaha havale ediyor. Canı çok yanmışmış! Sanırsın, aylardır kışta kıyamette çadırda yaşayan bir Tekel işçisi! Bursa’nın penaltısını vermemişler. Vah vah! N’apsak acaba? Ertuğrul Sağlam, “Hakem sahada görmek için var” şeklindeki o mesnetsiz ucube nakaratı tekrarlıyor. Biri kalkıp dese: “Futbolcu hiç gol kaçırmayacak, teknik direktör takımını sahaya hep doğru taktikle sürecek!” Herhalde Ertuğrul Sağlam bu deli saçması sözler karşısında derin bir nefes alır, ya sabır çekerdi.
Yazının devamını okumak için tıklayın.