Futbol kösnül bir oyundur. Aksi takdirde kitleleri böyle peşinde sürükleyemezdi. Seyirci bir halka etrafında toplanarak sadece şehrin karmaşasına sırt çevirmekle kalmaz aynı zamanda toplumsal baskılardan da uzaklaşır. Ne ki süperegonun zincirlerinden kaçıp idin hayvansı dünyasına sığındığını sanmak yanılgıdır, çünkü oradaki hazzın sınırlarını yine yasaklar çizer. Şehvetin pençesinde yılankavi devinimlerle kıvranan bir çiftin gözü hiçbir şeyi görmez; dünyanın gidişatı ya da günlük dertler kapının arkasında kalmıştır; çünkü yaşadıkları anın esrikliği mekânı öylesine bir yoğunlukla doldurmuştur ki, orada başka herhangi bir şeye yer kalmamıştır. Bundan sonra dökülecek her damla bardağı taşıracaktır. Haz ilkesi gerçeklik ilkesini ancak bu yolla askıya alabilir.
Savaş vahşetin doruğa çıktığı kösnül bir oyundur. Aksi takdirde muktedirler insanları bu kadar kolay savaşa gönderemezlerdi. Öldürme arzusunun en sonunda meşruluk kazandığı yerdir savaş. Kimi insanların üniforma giyme sevdasının altında yatan yalın gerçek işte bu meşruluğun ta kendisidir. Üniforma formaya dönüştüğünde şiddet en aza indirgenir, fakat öldürme arzusunun şiddetinde en ufak bir azalma yoktur; atılan her gol rakibin böğrüne saplanmış bir hançerdir. Futbolu “ehlileştirilmiş savaş” diye tanımlayanlar bu bağlamda pek de haksız sayılmazlar hani.
Yazının devamını okumak için tıklayın.