Bildiği tek şey tekme atmaktır, hem de acımasızca. Pırpır kanat oyuncusu hele bir rüzgâra özensin, hemen gidip bacağını eline verir. Dirsekleri pek bir hamarattır, özellikle de golcünün böğrüne çalışırken. Hafiflikten tiksinti duyar; mademki kendisi bir tank gibi ağırdır, öyleyse herkes onun yavaşlığına ayak uydurmalıdır; işte bu da ezip geçmenin dayanılmaz hafifliğidir. Top bir oyuncunun ayağına yakışmaya görsün, hemen bir koşu dümdüz etmek ister onu; zarafete, inceliğe, duyarlılığa yabancıdır çünkü.
Top becerisi yoktur, bacağını daha çok sopa veya cop niyetine kullanır. Meşin yuvarlakla bütün ilişkisi birkaç metre öteye dürtüklemek ya da abanmaktan ibarettir; eve sadece uyumak için gelen bir serseri veya öğrencilerin ensesine şaplak atmayı disiplin sanan bir öğretmen gibi. Ondan nefis ara paslar, ince işler, şık çalımlar beklemek boşunadır; tahakkümün paslı bıçağı onun hayal gücünü fena köreltmiştir. Ayağı çok çabuk bir tırpana veya bir orağa dönüşebilir; Azrail’in has adamıdır ne de olsa. Balta, kazma, Filistin askısı, kelepçe gibi alet edevatla birlikte anılır adı. Katil, cani, cellat, giyotin gibi ölümü çağrıştıran lakaplar ona peki bir yakışır; ama piskopat, manyak, ruh hastası gibi tanımlamalar da cuk oturur, çünkü özünde freni patlamış bir kamyondur o.
Kamusal hayatın resmi gözeneklerinde inceliğin gırtlağını sıkan iple, yeşil sahalarda teknik futbolcunun diz kapağına hunharca inen tekme arasında bir koşutluk vardır; pazar ilişkilerinin güdümündeki işgüzar tahakküm aygıtının her türlü farklılığı, her türlü ışıltıyı kendisine yönelik bir tehlike sayma dürtüsünden besleniyordur ikisi de.
Yazının devamını okumak için tıklayın.