Eskiden hayat yavaştı, öyle ki uykular bile usulca akardı. Biz de Binbir Gece Masalları’nı andıran haberlerimizi en ufak bir telaşa kapılmadan aylarca bu sayfalarda işlerdik. Hiç unutmuyorum, bir keresinde kırk gün kırk gece süren bir sosyete düğününü üç ay gibi kısa bir sürede bağladım diye yazı işleri müdürü kulağımı çekmişti. Oysa şimdi dünya futbol tarihinin en karanlık sayfasına ışık tutmak isterken kör hakemin esrarını üçüncü güne sarkıttık diye fırça yediğimiz yetmiyormuş gibi bir de sabırsız okurlarımızdan “bu köşeyi pehlivan tefrikasına çevirdin be adam” yolunda şikayet mektupları alıyoruz. Okurlarımız elbette velinimetimizdir, ama Şehrazat da pirimizdir. Dün kaldığımız yerden devam ediyoruz.
Bundan tam 40 yıl önce kör hakemin yaşadığı o uzak kasabadan dönüş yolunda bütün dünyanın bu haberle sallanacağını düşünüyordum tatlı tatlı. Yanılmışım, ortalık bambaşka bir rezaletle çalkalandı. Trende yedek bir kaleciyle tesadüfen aynı kompartımana düşmüştük. Yedeklik onun çenesine vurmuştu, kaleyi ona teslim etmeyen hocasının öküzlüğünden yakındı durdu, ama en çok kendisine şike parası koklatmayan takım kaptanına küfrediyordu. Neyse ki, karşısında oturan tıfıl yolcunun bir gazeteci olduğundan habersizdi. Genç gazetecilerin kulağına küpe olsun, siz siz olun bir yolculukta sakın kimliğinizi açık etmeyin, yoksa bu meslekte bir gün bile tutunamazsınız.
Haber ayağıma gelmişti, şehre adımımı atar atmaz bombayı patlattım. Ama iş orada kalmadı, olay sandığımdan daha büyüktü, neredeyse ligin yarısı şike skandalına karışmıştı.
Yazının devamını okumak için tıklayın.