Yıllardır dört gözle beşinci şampiyonu bekliyoruz. Yana yakıla “aman biri çıksın da şu dört büyükler çetesini çökertsin, şu oligarşinin belini kırsın” diye bir mum dikmediğimiz kaldı. Son birkaç yıldır umutları Sivas’a bağlamıştık; heyhat, Bülent Uygun ipe sapa gelmez hamasi sözlerle hevesimizi kursağımızda bıraktı. Bu yıl semalarda beliren umut ışığı Bursaspor’du; ancak onların sabıka dosyası daha beter, o yüzden inşallah “o sene bu sene” değildir. Çünkü elinde Diyarbakırspor’un kan lekesini taşıyan bir takımın kazanacağı şampiyonluğun zerre değeri yoktur.
Bir başkanları var; korumalarının yardımıyla gazeteci tokatlıyor. Bir teknik direktörleri var; maç kaybedince hakemleri Allah’a havale ediyor, daha tiksindiricisi, maç kazandıktan sonra takındığı o sahte mütevazılık. Bir taraftarı var; ırkçı sloganlar atıyor. Bir futbolcusu var; formasının altına “hesap görüldü” yazılı tişört giyiyor, sanırsın intikam meleği. Ivan Ergiç gibi şahsiyetli birkaç futbolcunun dışında hiçbirine şampiyonluğu helâl etmem. Edene de kem gözle bakarım. Mazlumun ahını alan bir kulüp devrim yapamaz.
Bundan beş ay önce Bursa’da yaşanan olaylar henüz belleklerde çok taze: küfür kıyamet, taş yağmuru, ırkçı ve ayrımcı sloganlar, oğluyla yeğenini can havliyle kaçırmaya çalışan Kürt baba. Peki bu dehşet atmosferinin bedeli ne oldu? Hani şu marka değeri şakşakçısı federasyon, hani şu Pazartesi günlerine maç koyma garabetini bir adet haline getiren federasyon bir hafta sonra Ermenistan maçı var diye bu karanlık tabloyu göstermelik para cezası ile geçiştirdi, oysa ırkçılık suçunun yönetmelikteki karşılığı seyircisiz maçtı.
Yazının devamını okumak için tıklayın.