İnsanoğlunun hakikat açlığı birçok çocuk dünyaya getirmiştir; bunlardan biri de batıl inançtır. “İnsanlar nesnel gerçekliği her zamankinden de sağır bulduklarında, abrakadabra diyerek ondan bir anlam çıkarmaya başlarlar” derken Adorno haklıydı, ama bir o kadar da acımasız; başlangıçta doğanın sürgit yıkıcı sessizliği karşısında insanın yumurtlama sanatından başka tutunacağı bir dal var mıydı ki? Nitekim daha sonra aklı rehber kılmayı amaçlayan Aydınlanma’nın ezmek için yola çıktığı yılanlardan biri haline gelecektir batıl inanç. Gel gör ki, Aydınlanma’nın babası Kant bile onunla sarmaş dolaştır; her gününü saat gibi yaşayan Kant batıl inançlarını disiplin kisvesi altında yutturmuştur herkese, en başta da kendisine. İnsan, hayatı ancak anlam yakıştırarak okuyabilir; bu bağlamda Goethe’nin batıl inançta yaşamın şiirini görmesi boşuna değildir.
Birkaç gün önce
Akşam gazetesinde bir haber vardı: Nonda üzerinde kara bulutlar dolaştığı gerekçesiyle yöneticilere ülkesindeki nefesi keskin bir büyücüye görünmek istediğini bildirmiş. Adnan Polat ve arkadaşları önce bıyık altından gülümsemişler sonra da gönlü olsun diye onun bu isteğini yerine getirmişler. Ancak Nonda ülkesinden döndükten sonra bile gol kısırlığı çekmeyi sürdürünce bozulmuşlar. Hadi ben de onların bu hallerine güleyim de Nonda’nın kanı yerde kalmasın. Sanki her maçta çeşit çeşit uğur deneyen kendileri değil. Peki, Nonda’ya neden büyücüye gitmesi için izin vermişler? Sakın için için “ya tutarsa” diye düşünmüş olmasınlar! Ha bir de “dinime küfreden Müslüman olsa bari” diye bir söz var, öyle değil mi?
Futbol tarihi batıl inanç yönünden bereketli bir topraktır; futbolcusundan yöneticisine, hakeminden taraftarına varıncaya dek hemen hemen herkes bu bulanık bilginin fıçısına dalmıştır, çünkü futbola bakışın kendisi de bulanık suda balık tutmaya benzer.
Yazının devamını okumak için tıklayın.