Bekliyorsunuz. Gazetenin spor sayfasını açıp yıllardır tiryakisi olduğunuz bu köşeyi okumaya başladınız, bir yandan da çayınızı yudumluyorsunuz. Dışarıda her şeyi acımasızca alıp uzaklara götüren rüzgârı unuttunuz, bekliyorsunuz. Oradaki muhabirleri bile horul horul uyutacak kadar sıkıcı bir basın toplantısında takımının başarısızlığını hakem komplosuna bağlayarak hepimizi aptal yerine koyan o küfürbaz kulüp başkanına verip veriştirmemi bekliyorsunuz. Gazetecilere “şerefsiz” diyecek kadar zıvanadan çıkan o kalantor başkanı bir güzel pataklamamı bekliyorsunuz. İşler biraz sarpa sarınca “taraftarı tutamam” diyerek hakem camiasına aba altından sopa gösteren o kuzu postlu kurt başkana haddini bildirmemi bekliyorsunuz. Bekliyorsunuz, çünkü birilerinin bunu yapması gerek, çünkü birilerinin bu paralı zorbalara dur demesi gerek, aksi takdirde yüreğinize bir taş gelip oturacak. İşte kırk yıldır okumaktan hiç bıkmadığınız ak saçlı köşe yazarınızdan, hani nasıl derler, hislerinize tercüman olmasını bekliyorsunuz. Çayınızdan bir yudum aldınız, bekliyorsunuz.
İşin doğrusu, ben de bu niyetle yazı masasına oturdum; dur şunları bir güzel benzeteyim de bir daha insan içine çıkamasınlar dedim kendi kendime. Görüyorsunuz işte, meslek yaşantımın son günlerinde bile yazının gücüne duyduğum iyimser güvenden hiçbir şey kaybetmemişim. Genç gazetecilerin kulağına küpe olsun; eğer kendini fasulye gibi nimetten sayma yeteneğin yoksa, bu meslekte bir gün bile dayanamazsın.
Yazının devamını okumak için tıklayın.