
Sarıdan sarıya fark var; Altın sarısı, biber sarısı, limon sarısı, kavun sarısı, safran sarısı, papatya sarısı, tereyağı sarısı, gül sarısı, Van Gogh sarısı, kum sarısı, saman sarısı. Ona ne şüphe, rafadan yumurtanın sarısıyla omlet sarısı geceyle gündüz kadar farklıdır. O da sarı bu da sarı deyip geçemezsin. Fenerbahçe’nin sarısıyla Galatasaray’ın sarısı bir midir allasen?
Farklılık başka bir anlamı ima eder. Nitekim sarı bazen bir lanetin, bazen bir ihanetin, bazen de bir payenin işaretidir: Nazi döneminde Yahudilerin takmak zorunda oldukları sarı yıldız, işverenin güdümündeki sarı sendika, Fransa Turu’nu önde götüren bisikletçinin giydiği sarı forma. Kimi sarı hırttır, kimi sarı masum. Kimi sarı kıskançtır, kimi sarı sonsuz. Sonbaharda dökülen yaprağın sarısıyla korkudan beti benzi atmış bir adamın suratındaki sarı sadece akrabadır. Her sakallı baban, her sarı tenli de Japon değildir.
Amazon kıyılarında yeşilin her tonu için ayrı bir kelime vardır. Nitekim hukukçular da her vakayı birbirinden ayırır. Kasten cinayetle kazara adam öldürmek aynı şey değildir. Şiddeti önlemekle yükümlü güvenlik güçlerinin zorbalığıyla taraftarların birbirine attığı köteği aynı çuvala sokmak gülünçtür. Her olay tekildir, koşullarına ve sonuçlarına göre değerlendirilir. Futbolda da bu böyledir, her faulü aynı kefeye koyamazsın; taç çizgisi kenarında forma çekmekle gole giden oyuncunun formasını çekmek arasında dağlar kadar fark vardır. Hepsine aynı tarifeyi uygularsan farklılıkların köküne kibrit doğrarsın.
Yazının devamını okumak için tıklayın.