Cemal Süreya bir yerde “Brezilya dünyanın Fenerbahçe’sidir” der. Haksız da sayılmaz, Fenerbahçe öteden beri top cambazlarının cirit attığı bir kulüptür. Orada temaşa her şeyden önce gelir. Nitekim taraftarı da bir hareketle rakibin belini kıran çalımbaz oyuncuyu sever, karınca gibi çalışıp didinen topçuya hamal gözüyle bakar, hatta “kazma” diye gamatoyu basmak için hatasını kollar. Rakibe atılan bir beşlik neredeyse golden bile değerlidir.
Bu bakımdan Fenerbahçe’nin bir Brezilyalı cennetine dönüşmesine şaşmamak gerekir. Kaldı ki Brezilyalı da halinden fazlasıyla hoşnuttur, çünkü burada herkes onun dilini konuşmaktadır. Her iki taraf da birbirinin ruhunu okşuyordur, tencere yuvarlanmış kapağını bulmuştur; Lincoln gibi yolunu şaşıranlar takım oyunu anlayışını uygulayan bir kulübe gitmenin bedelini aforoz edilerek ödeyecektir. İşte tam da bu yüzden her Brezilyalı Fenerbahçeli olarak doğar.
Kısacası, Fenerbahçe Türkiye’nin Brezilya’sıdır. Ne ki işgüzar medya daha şimdiden felaket tellallığına soyunup “nerede çokluk orada bokluk” vecizesini (bkz. Ercan Güven), “Brezilya cuntası”nı (bkz. Hıncal Uluç) gündeme getirdi bile. Arsen Wenger’in Brezilyalı futbolcular için söylediği “azı karar çoğu zarar, Brezilyalı futbolcular teknik direktörü işinden eder” mealindeki özlü sözü ağızlara sakız oldu. Anelka’nın “bir takımda ikiden fazla Brezilyalı varsa orada mutlaka çeteleşme olur” şeklindeki beyanı temcit pilavı gibi öne sürüldü. Böylece her Brezilyalının rahmetli Erol Taş kıvamında kötü bir adam olduğunu kavramış olduk.
Bir iki ekleme de ben yapayım, tablo tamamlansın. Sambacılar sadece çeteci, cuntacı değil, aynı zamanda Önder Somer’e parmak ısırtacak derecede entrikacıdır da. Nitekim hepsinin ne kadar düzenbaz olduğunu Yalan Rüzgârı’nda görmedik mi? Bunların alayı şeytana pabucu ters giydirir. Herkesi parmağında oynatır. Kendileri dışında hiç kimseye pas atmazlar, teknik direktörün ayağını kaydırmak için mahsustan gol kaçırırlar, kulübün altını oymak için geceleri tünel kazarlar. Anlayacağınız, haysiyetsizlik sadece ve sadece Brezilyalılara özgü bir vasıftır. Şimdi bunlar zavallı Türk oyuncuların kolasına ilaç da katarlar.
İyi hoş da bunların hemen her konuda anlaştıkları ne malum? Ya peki Brezilyalı Brezilyalının kurduysa? Sürekli birinin ak dediğine diğeri kara diyorsa? Ya biri diğerinden gıcık kapıyorsa? Aralarında kültürel ve sosyal farklılıklar varsa? Ya biri solcu, diğeri sağcıysa, beriki Tolstoycu, öteki Dostoyevskiciyse? Ya sekizi de beşbenzemezse? Hayır, böyle bir ihtimal yok, çünkü nasıl bütün Giritliler yalancıysa, bütün Brezilyalılar da öyle aynıdır, o yüzden hepsi çeteci ve cuntacıdır. “Kişi nasılsa başkasını da öyle bilirmiş” klişesinin şimdi tam zamanı, çünkü cuk oturuyor.
Her oyuncuya farklı bir kişilik diye bakmazsan varacağın nokta işte bu toptancılıktır. Ama futbolcunun oyun karakterinden değil de milliyetinden yola çıkarak ipe sapa gelmez şeyler sayıklamak sadece spor sayfalarına özgü bir durum değil. Toplumun geneli bu hastalıktan mustarip. Liberal yazar Emre Aköz bile “nüfusun yüzde 15’ini oluşturan bir mezhep üyelerinin yüksek yargıdaki koltukların yüzde 50’sine oturmaları normal mi” diye soruyorsa eğer her şey kaybedilmiş demektir. Peki bu sorunun kendisi normal mi? Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’ndaki üyelerin zihniyetini değil de dinsel kimliklerini tartışmaya açan sorunun neresi normal olabilir ki?
Emre Aköz ülkenin önünü tıkayan Kemalist bürokrasiyi sorgulamıyor, günah keçisi ilan ettiği Alevileri ateş hattına atıyor. Peki, bunun Alevilerin kapısına çarpı işareti koymaktan ne farkı var? Ülkede kaç Alevi cumhurbaşkanı, kaç başbakan, kaç genelkurmay başkanı, kaç vali var diye sormayıp HSYK’daki Alevi oranını sormak normal mi? Ben Alevileri savunan birçok yazı yazdım diyor Aköz. Peki, cumhuriyeti kuran ideolojinin halka rağmen halkçılık anlayışını eleştiren birinin Alevilere rağmen Alevicilik yapması normal mi? Peki bu her haltı ben bilirim faşizanlığı normal mi?
Aslında Alevilerin yargıdaki koltuklara sığınmaları bu ülkedeki ayrımcılığın en güzel kanıtıdır. Amerikan filmlerinde adalet dağıtan iyi kalpli hâkim genelde zenci değil midir? Ayrımcılıktan, öldürülme korkusundan, haksızlıktan öylesine bezmiştir ki zenci köle, can havliyle kendisini adalet sarayına atmıştır; ancak beyaz adamın yasasını uygulayarak hayatta kalacağını bilmektedir çünkü.
Sekiz Alevi Brezilyalı Fenerbahçe’nin en ışıltılı çocuk gülüşüdür; kıymetini bilelim.
|